yalnız olmak, çok yalnızlık bir şey. gerçekten. siz böyle bir başına, yapayalnız dururken hani. öylece. öylece dururken. hani biri çıkıp gelse. ortada hiç yalnızlık bir şey kalmayacak. düşünsene, birden bire. ama genelde olmuyor böyle şeyler. yok yok, hayır. öyle çok yalnız olduğumdan değil. o'ndan demiyorum. sadece buraya yazmayınca çok yalnız kalıyorum. kayboluyorum.
20111028
20111023
evanatom.
ev hali pek güzel değil midir. duş bekleyen saçlarla bütün gün evde oturup, süt ve reçel eşliğinde kahvaltı yapmak, sıcacık evpatikleri ve uzun gri hırkalar giymek, yüksek sesle müzik dinlemek, denk gelinen yeşilçam filmleriyle eğlenmek, öğlen ve akşam yemeğini atlamak, sürekli meyve yemek.
~ ev hali, dünyanın en huzurlu hali.
20111018
piduğu.
Babam bugün, ayıptır söylemesi, pideköydenpide almış. pakedi böyle evçatısı şeklinde bir kutuya koymuşlar. bunu gören aburcubur delisi kardeş evin içinde yaşasın pide dansı yaparak dolaşmaya başladı. ardından dansa ben de dahil oldum. evin içinde hoplamaya başladık. aslında benim amacım üşüyen bedenimi ısıtmaktı, ama o sırada hiç de yirmibiryaşında gözükmüyordum. bu çok hüzünlü bir durum. ben pek pide sevmiyorum ki zaten.
~ ankara pek soğudu, pencereler buğulandı birden.
yalven.
O, bana bir yalancı olduğunu söyledi. eğer o bir yalancıysa, bu sözler birer yalan. eğer o bir yalancı değil ise, bu sözler birer yalan olacak. doğru ya da yalan. hala bilinmeyen. yalancı paradoksu bu olsa gerek. peki ya, bahsi geçen muma neler oldu/olsa gerek?
~ ben bugün her zaman hislerime güvenmem gerektiğini bir kez daha anladım. hatırladım ya da.
20111013
titpik.
Günlerdir okulun kokusu bana cennet kokusu gibi geliyor. yağmur yağdı hep. toprak koktu güzel güzel. takıp kapüşonumu dolandım öylesinece. sırf seni göreceğimi hissediyorum diye, hayır diyorum hepsine. bu güzel günleri yalnız geçirmeyi seçiyorum. seni görmem imkansız. evden çıkmamak, kendime kahveler yapmak istiyorum. ama eve giremiyorum ki. e sen neredesin ki? onları istemiyorum, anlamıyorlar. sen. hangi sachiko'nun kollarındasın halen?
~ yağmurdan ıslanan kirpiklerinle gülümse. beceriksizce titreyen ellerinle, bana kırmızı bir şemsiye hediye etsene.
20111012
sekfır.
her ay sekizgün boyunca gözlerim dolu dolu gezmekten bıktım usandım. sürekli zırıldayasım, her gördüğüme hüzünlenesim var. "bu çok hüzünlü bir şey." cümlesi ağzıma yapıştı kaldı. değil. hüzünlü değil. yok öyle bir şey. değil. düz saçlı, beyaz tenli değil. uydurup durma şeyleri. at kafandan şeyleri. şeyler esir aldı beni. çukulatalar, çörekler yiyip, dersler ve dersler çalışasım var. üçüncükez dörtsıfırortalama getiresim var. hem yiyicem hem çalışıcam var mı arkadaş. sıkı durun ben geliyrum.
~ kaç gündür yağan yağmur, hevesimi kursağımda bırakma nolur.
ayazeri.
huzursuz insanlık hali: tam üçgünyirmiüçsaatyirmidakikadır istediğim gibi ders çalışamıyorum. bu nasıl bir dikkatini verememe, nasıl bir isteksizliktir. ölüp bittiğim dersleri alıyorum sonunda yaşasın, diyerekten başladığım döneme çok saçma sapan bir giriş yaptım. böyle bir türlü kendime gelemiyorum. aslında bu akşam toparlandım gibi. toparlanmak zorundayım. bu kendime izin verdiğim son akşamdı. maratona devam.
~ kendi ayakları üzerinde durabilen bir insan olmaktır tek dileğim.
20111002
jabon.
jelibon standları beni benden alıyor. özellikle uzun yılan jelibonu sanki bana özel üretilmiş gibi. eskiden sandviç ve hamburger şeklinde olanları vardı. veletken ne çok yerdik. ben yerdim en azından. bu yılan jelibonun tadı da onları andırıyor. her ne kadar şeklinde hafiften bir tuhaflık olsa da.
~ çok sevdiğim iki jane var; bir jane eyre, diğeri jane austen.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)