20120415

halmut.

Babam kaç zamandır eve şu bir litrelik su şaşallarından alıyor. böyle dolapta biriktiriyoruz bir sürü, biri bittikçe öbürünü açıp içiyoruz lukur lukur. ben de hep odasında yaşayan karıncakız olduğumdan, odamda bir tane tutuyorum sürekli git gel yapmayayım diye. ama bir şeyin farkına varır varmaz çok fena oldum. içimi bir hüzün kapladı ki bu çok beklenmedik bir durumdu (!). mutlu güneş desenli bardağım. yalnızdı. kaç zamandır dolapta bıdıklıyordu bir başına. nasıl yalnız bırakabildim onu öylece derken açtım baktım ki. bıdıkbalık desenli ve zottiriktavuk desenli kupaların ortasında sırıtmaz mı. bıraktım kendi haline. ne hali varsa görsün.

20120403

fotofıt.

Ben küçükken fotoğraf makinesi öyle şimdiki gibi fıtfıt kullanılan bir şey değildi. herkesin makinesi de yoktu. insanlar "ayy, hadi bu anı fotolayalım.. sonra da face'e koyalımm" muhabbetine giremiyordu. fotoğraf makinesi, daha çok salondaki televizyon gibi bir şeydi. aileye aitti. genele hitap ederdi. özel günlerde film takılır, öyle fıtfıtlanırdı. birkaç poz falan. ben de küçükken çok severdim güzel anları. mesela artvin'e gittiğimizde, hep yalnız yürüyüşlere çıkardım ormanda. dağ evimiz vardı. evin arka tarafına bakan pencerenin çok güzel bir manzarası vardı. tahta bir pencere, böyle yukarı itilerek açılanlardan. eğer başını uzatırsan her yer yeşildi. "çok yeşil"di benim için. zaten oraya ilk gidişimde bir alışkanlık edindim. ne zaman güzel bir şey görsem, gözlerimi sımsıkı kapayıp açardım. sonra o görüntüyü hiç unutmamaya çalışırdım. resim kazınırdı beynime. beynimi fotoğraf makinesinin hiç bitmeyen filmi gibi görüyordum sanırım. ses çıkarmazdım, çıkıt falan. ne öyle. kıkırdardım sadece. bolca kıkırdardım.