20121216

öğütsever.

hiçbir zaman jane eyre kadar güçlü olamamışken, mutluluk yerine gururu seçmek mantıklı mı. ben insanların öğüdüne kulak asan biri olmadım hiç. keşke olabilsem. denedim defalarca denedim. istesem de olmadı. yaşayıp görmem gerekiyor önce. ne kadar ağır olursa olsun. bu sefer pek bir ağır oldu yalnız. öğüdü bizzat kendi ağzından dinlediğim insan tarafından; mutluluk beklerken yaşadığım ihanetten bahsediyorum. gardımı bırakalı aylarveaylar olduğunu hiç farkedememiş bir öğütsever. derken annem odamın kapısını açtı. kapı aralığından yüzüme bakarak ellerini uzattı ve minik kuş şarkısını mırıldanmaya başladı. kırmızı burnumu farketmiş olmalı ki bir adet tebessüm karşılığında kapıyı örttü ve gitti. yıllardır turgut uyar okuyorum. acıyor en sevdiğim şiiridir. sevgim acıyor derken hiç bu kadar derinden hissetmemiştim. tekrar nefes almak istiyorum. utanacak değilim duygularımdan. acıyor işte sevgim. göğsüm kopmuş gibi. böyle paramparça paçavra olmuş bir yerlerde.

'..mutsuzluktan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan 
mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun 
sevgim acıyor.'

20121209

sakura

Kadınlar acıdan zevk alırmış. çoğu kadın bu cümleyi ilk duyduğu an savunmaya geçebilir. fakat beni bir düşünce sardı, kendi içime dönüp bakmama neden oldu. genelleme yapılmasından hoşlanmam. özellikle kendim hakkında. neden özellikle hoşlanmadığımdan her ne kadar emin olamasam da, bu genelleme benim açımdan oldukça düşündürücü. ne çeşit bir acıydı? duygusal acıyı hissetmek bazen beni kendime getiriyor, bunu kabul edebilirim. ama bu acı istediğim anlamına gelmez. aşkın verdiği acıyı hissetmeyeli sonsuzdanberi gibi ve ben artık bunu hissedebileceğimden bile emin değilim. 

kiraz ağaçlarından ne yaparsa ilkyaz, onu yapmak istiyorum senden.

20121205

sözler.

Yanıbaşımdayken bile mesafelerce uzakta gibi. uzanıp dokunsam belki de kavrardı ellerimi. düşünme dedim, bak ileriye. hal bu ki düşündüm sonra. gözlerimi kaydırıp gizlice baktım profiline. saçları dalgalı biraz. sonra dudakları. ve teni beklenmedik sıcak. ne kadar çok bakarsam, o kadar uzaklaşıyor gibi. sonra tuttu ellerimi aniden. hem de sıkı sıkı. sevdi parmaklarımı, inceden okşarken. ben incelerken farketmiş meğer, kaygılı ifademe dokunmak istemiş. sonra gözlerime baktı, derin. kulaklarıma fısıldadı, alçak kadife sesiyle. ama ben aniden sıkınca ellerini, tırnaklarım batıverdi etine. katmanları birer birer deldi, kanattı. önce ellerini çekti. sonra aşık olduğum çehre uzaklaşmaya başladı. sözler sözler sözler duyuyordum. çehre ufacık beyaz bir nokta olana kadar etraf karardı. sözler büyüdü. sözler iyice kararttı etrafı. gözlerimi kapatıp çehresini tutsam da zihnimde, kulak zarlarımı deliverdi sözler birbir. içime doldular, birbir. büyüdüler. sözler taşarken dayanamadım. bilincimi kaybedince, çehre de yokolup gitti.

ikimizi düşünürdüm hep. yemyeşil çimlerin üstündeyiz, uzanmışız. el ele tutuşmuş kapatmışız gözlerimizi. ben ona şarkılar söylerken o gülümseyip uykuya dalarmış. hayatta kimsenin, hiçbir yerin vermediği huzuru bulmuşuz gibi. o ve ben. birbirimizin varlığına şükrederken, bahar gelsin istedim sadece. o kim bilmiyorum.

birkaç kere sabah oldu sandım, değilmiş.

çiman.

İkimizi düşünürdüm hep. yemyeşil çimlerin üstündeyiz, uzanmışız. elele tutuşmuş kapatmışız gözlerimizi. ben ona şarkılar söylerken o gülümseyip uykuya dalarmış. hayatta kimsenin, hiçbir yerin vermediği huzuru bulmuşuz gibi. o ve ben. birbirimizin varlığına şükrederken, bahar gelsin istedim sadece. o kim bilmiyorum.

 tanım yaparken acımasız olmayı beceremedim bir türlü. evet, sorun bu.