Koca bir haftadır pijamalarımı hiç çıkarmadan, saçlarımı hiç umursamadan, odamın dağınıklığını hiç dert etmeden, sadece abur cubur ve bilgisayar oyunlarıyla yaşıyorum.
Öylesine mutluluk mu hissettiğim? Zaman mı öldürmek istiyorum? Sevgilimden ayrıldım diye kendimi meşgul mü ediyorum? (sevgilim yok). Yoksa ders-iş meseleleriyle boğuşmadığımdan keyfime mi bakıyorum?
Hayır bilemedin. Hiçbiri. Sadece canım böyle istediği için bir haftadır içimden ne gelirse onu yapıyorum. İçimden vücudumun istediği saatte kalkması, istediği saatte yemek yemesi ve istediği kadar oyun oynaması geçiyor. Açıkçası şuan hissettiklerim sanki sonsuza kadar bu şekilde devam edecekmiş gibi. Ama tabikide bu bir şekilde son bulacak. Ne yazık ki..
Aynaya bakmaktan tırsıyorum şuan. Keşke yağmur yağsa. Pencereler ne kadar kirlenmiş. Bir şeyler mi yesem. Nete girmiyorum ne zamandır da. Aman bir sürü saçma insan. Çoğu hep orada zaten, kazık çakmış resmen msn'e. En iyisi kitap okuyayım. Uf, elimde okunmadık üç kitap var ve üçünü de hiç okuyasım yok. Kitapçıya gidesim yok. Ne zamandır Jane'i almadım elime. Hımm. Hah işte. Bay Rochester'la en sevdiğim diyalog.. Okumak. Okumak. Okumaya devam. Eğlenmek. Pek çok.. Uuhuuu kaç binyüzyıldırokuyorum acaba?
Avuç içim kitabın kapağında gezinirken derin bir nefes alıyorum. Veriyorum. Yüzümdeki gülümseme bir süre kalıyor yanaklarımda. Of fazla tıkıldım eve. Güzel bir duşa girmenin zamanı artık. Japon çiçeği kokulu duş jelimi özlemişim. Duştan çıkıyorum. Saçlarım ne kadar uzamış öyle. Tarıyorum. Acıyor. Dökülüyor. Dökülenlere büyük bir hüzünle bakıyorum. Kıyamıyorum.. Kurutuyorum. Giyiniyorum. Gözüm sırt çantama kayıyor. İçine birkaç kıyafet.. Birkaç kişisel eşya atıyorum. Çıkmadan mutfağa uğruyorum. Çıkarken aklımdan geçiyor; döndüğümde son quest'i de tamamlayıp oyun kariyerimi zirvede bırakacağım. Bir "gelip geçici takıntı"m daha son bulacak.
Apartmandan çıkar çıkmaz bir haftalık izole yaşantım oldukça uzak geliyor. Yere sağlam bastığım ayaklarım.. Kaldırımın sertliği.. Havanın yumuşaklığı.. Kol saatim beni şaşırtarak saatin altı buçuk olduğunu söylüyor. Dans eder gibiyim. Kendimi inanılmaz hafif hissediyorum. Rengarenk evlerin yanından geçerken rüzgar saçlarımı uçuruyor geriye. Öne çıkan yüzüm gülümsüyor yine. Adımlarım uyumsuz bir ritim tutturuyor. Canım tren yolculuğu istiyor..
20100817
20100801
kap(ü)şon
"Hey Sarp! Kapşonun içeride kalmış." Arkamı dönüp gülümseyerek aldım ve teşekkür ettim. Kapşon, tabii ya..
Yine güneşli bir gün. Günler gittikçe ısınmaya başlıyor. Yazık ki kış yine bitti ve ben bu sabah, beni şişman gösterdiği halde çok sevdiğim mavi montumu dolapta bırakmak zorundaydım. Neyse ki bugün erken bitti ve eve yollanıyorum. Tek yapmak istediğim şey bir an önce evime, koltuğuma koşup kendimi film keyfine bırakmak. Tabi şu güneşe maruz kalmak oldukça can sıkıcı. Ama yapacak bir şey yok. Betim de eve varmıştır zaten. Pf. Yaklaşık bir buçuk saat önce konuştuğumuzda sesi biraz sıkıntılı gibiydi. Son zamanlarda hep o aynı ton. Ne zamandır bu kadar mutsuz? Sanırım bu durumu ciddi anlamda konuşmanın vakti geldi, geçiyor. Neden henüz açmadım ki konuyu? Acaba sandığım kadar umursamadığımdan mı. Bu bir soru değil.. mi? Yolun karşısındaki bayana soracak olursak, onun bir süredir umursadığı tek şey ellerini sıkıca tutan küçük parmaklar gibi gözüküyor. O bakışlar.. Özveri, feda, sevgi.. Kucak dolusu, gök dolusu. Onun "bay sıkı parmaklar"a baktığı gibi bir bakışla hiç karşılaşmadı benim gözlerim. Ama bundan şikayetçi değilim. Ne de olsa ben "bay sıkı parmaklar" kadar bağlı olmadım kimseye. Ya da muhtaç mı demeliyim? Ya da eve gitmeden biraz çikolata ve cips mi almalıyım?
Daireme çıkmak için oldukça merdiven katetmem gerekiyor ama bir süredir bu durumdan şikayetçi değilim. Spora tekrar düzenli başlayalı en azından. Yine bir şeyler çıkacak ve düzenim bozulcak diye çok tırsıyorum. Bir kez bıraktım mı alışmak çok zor oluyor. Neyse ki sigara içmiyorum. Nerede bu anahtarlar şimdi? Hah buldum bile. Betim yine can sıkıntısından çantamı düzenleme ihtiyacı hissetmiş belli ki. Sanırım bir şekilde bunun konusunu da açmalıyım. Şuan şaşırdığım şey bir öncekine nazaran bu konunun beni gerçekten heyecanlandırması. Evet sanırım konuşmamız gereken çok ilginç şeyler var. Ona soracak olursak can sıkıcı veya acımasız diyebilir tabii.
Her neyse bir an önce söyleyim de bitsin.
Birkaç adım atar atmaz varlığını hissettim içeride. Büyük ihtimal her zamanki köşesinde oturuyor ve elinde koca bir kupada nescafe yudumluyor. Klasik. Kremalı, şekersiz. İçimden direk hemen "Betim, ben.." diye konuya girmek geçiyor olsa da kendimi dizginleyip klasik cümlelerle onu hazırlamaya kararlıyım. Evet, her planı kağıda dökebilirsin, ama uygulamak asıl mesele. Derken benim koltuğumda olanları görmek aniden gerçek bir şoka girmeme neden oldu. Betim ve onunla mutlu (!) dakikalar yaşayan sevgili eski karşı komşum gürültülü adımlarımı pek farketmiş gözükmüyorlardı. Açıkçası sevgilisini bu halde görüp dudaklarından pis bir gülümseme geçtikten sonra sakince kovalayan tek insan benmişim gibi hissediyorum. Ama gerçekten sadece içimden geleni yaptım. Ne ihanet duygusu ne de yıkılmışlık. Günlerdir balkonda unuttuğum ve bu durumdan ötürü bana kendimi sorumsuz hissettiren çöpü çıkardığı için sevgili eski komşumu akşam yemeğine davet etmek hissiyle boğuşuyorum. Evet, bu biraz garip olurdu. Tüy kadar hafif deyimini kullanmak istiyorum. Fakat kullanamam. Çünkü ciddi anlamda kilo vermem lazm. Bu arada neden bana sıcak bastı bu kadar? Tabii ya, kapşon..
Yine güneşli bir gün. Günler gittikçe ısınmaya başlıyor. Yazık ki kış yine bitti ve ben bu sabah, beni şişman gösterdiği halde çok sevdiğim mavi montumu dolapta bırakmak zorundaydım. Neyse ki bugün erken bitti ve eve yollanıyorum. Tek yapmak istediğim şey bir an önce evime, koltuğuma koşup kendimi film keyfine bırakmak. Tabi şu güneşe maruz kalmak oldukça can sıkıcı. Ama yapacak bir şey yok. Betim de eve varmıştır zaten. Pf. Yaklaşık bir buçuk saat önce konuştuğumuzda sesi biraz sıkıntılı gibiydi. Son zamanlarda hep o aynı ton. Ne zamandır bu kadar mutsuz? Sanırım bu durumu ciddi anlamda konuşmanın vakti geldi, geçiyor. Neden henüz açmadım ki konuyu? Acaba sandığım kadar umursamadığımdan mı. Bu bir soru değil.. mi? Yolun karşısındaki bayana soracak olursak, onun bir süredir umursadığı tek şey ellerini sıkıca tutan küçük parmaklar gibi gözüküyor. O bakışlar.. Özveri, feda, sevgi.. Kucak dolusu, gök dolusu. Onun "bay sıkı parmaklar"a baktığı gibi bir bakışla hiç karşılaşmadı benim gözlerim. Ama bundan şikayetçi değilim. Ne de olsa ben "bay sıkı parmaklar" kadar bağlı olmadım kimseye. Ya da muhtaç mı demeliyim? Ya da eve gitmeden biraz çikolata ve cips mi almalıyım?
Daireme çıkmak için oldukça merdiven katetmem gerekiyor ama bir süredir bu durumdan şikayetçi değilim. Spora tekrar düzenli başlayalı en azından. Yine bir şeyler çıkacak ve düzenim bozulcak diye çok tırsıyorum. Bir kez bıraktım mı alışmak çok zor oluyor. Neyse ki sigara içmiyorum. Nerede bu anahtarlar şimdi? Hah buldum bile. Betim yine can sıkıntısından çantamı düzenleme ihtiyacı hissetmiş belli ki. Sanırım bir şekilde bunun konusunu da açmalıyım. Şuan şaşırdığım şey bir öncekine nazaran bu konunun beni gerçekten heyecanlandırması. Evet sanırım konuşmamız gereken çok ilginç şeyler var. Ona soracak olursak can sıkıcı veya acımasız diyebilir tabii.
Her neyse bir an önce söyleyim de bitsin.
Birkaç adım atar atmaz varlığını hissettim içeride. Büyük ihtimal her zamanki köşesinde oturuyor ve elinde koca bir kupada nescafe yudumluyor. Klasik. Kremalı, şekersiz. İçimden direk hemen "Betim, ben.." diye konuya girmek geçiyor olsa da kendimi dizginleyip klasik cümlelerle onu hazırlamaya kararlıyım. Evet, her planı kağıda dökebilirsin, ama uygulamak asıl mesele. Derken benim koltuğumda olanları görmek aniden gerçek bir şoka girmeme neden oldu. Betim ve onunla mutlu (!) dakikalar yaşayan sevgili eski karşı komşum gürültülü adımlarımı pek farketmiş gözükmüyorlardı. Açıkçası sevgilisini bu halde görüp dudaklarından pis bir gülümseme geçtikten sonra sakince kovalayan tek insan benmişim gibi hissediyorum. Ama gerçekten sadece içimden geleni yaptım. Ne ihanet duygusu ne de yıkılmışlık. Günlerdir balkonda unuttuğum ve bu durumdan ötürü bana kendimi sorumsuz hissettiren çöpü çıkardığı için sevgili eski komşumu akşam yemeğine davet etmek hissiyle boğuşuyorum. Evet, bu biraz garip olurdu. Tüy kadar hafif deyimini kullanmak istiyorum. Fakat kullanamam. Çünkü ciddi anlamda kilo vermem lazm. Bu arada neden bana sıcak bastı bu kadar? Tabii ya, kapşon..
***
Of, fazla aydınlık! Neresi burası? Ah! Uçuyorum?! Başımı eğip bakınca koca şehir ne kadar da küçük gözüküyor. Sanırım sağa sapıcam. Mmm deniz kokusu. Ve misk? Nereden geldi bu şimd-
Ve çıplağım! Harika! Neyse ki yalnızım. Saçma fantezilerim beni tekrar ele geçirmiş gibi gözüküyor. Ama itiraf etmeliyim ki böyle yolculuk etmek hiç de fena değil. Tatlı rüzgarı her hücremde hissetmek.. Uf, tabi bu kadar aydınlık olmasa her şey daha güzel olabilirdi. Peki ya bacaklarımda hissettiğim şey de ne? Yumuşak. Tüy gibi.. Tüy?!
"Çağla.. Çağla?"
"Kim bu seslenen şimdi.." Sanırım rüyanın bu noktada bitmesi iyi oldu. "Nen var kuzum? Eve git istersen, bugün çok yorgun görünüyorsun." Sevgili Elçin abla her zamanki anlayışlı ifadesiyle beni kanatları altına çekmeye kararlı gözüküyor. Ona birçok konuda oldukça minnettarım.
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Endişeli gibiydi. "Evet, evet. Zaten mesai bitimine az kaldı, hadi." Aslında çok haklı. Henüz bir-iki gün önce biten taşınma serüveni beni son derece yıpratmış bulunmakta. Kendime gelmem için belli ki birkaç gün gerekiyor. "Peki Elçin abla.. Sana karşı direnmek gibi bir şansım yok ne de olsa." Çantamı alıp kapıya yollandım. Kapıyı açtım ve bir adım attım. İşte o an erken çıkıyor olmanın verdiği keyfi hissettim. Hayır bunun nedeni gittikçe daha da ısınan tatlı bahar havası değil. Tek istediğim eve kadar yürüyüş yapıp kendimi aburcuburlara ve film keyfine bırakmak.
Kütüphanede çalışıyor olmaktan çok keyif alıyorum. Pek fazla koşuşturmaca yok. Eğer düzenlenecek şeyler varsa da şikayet etmem çünkü gerçekten zevk alıyorum. Bütün gün en sevdiğim kokuyla iç içeyim. Kitap kokusu.
Apartmana girerken tüy gibi hafif hissediyordum. Öyle ki adımlarımı birkaç dans figürüne uydurarak ilerledim. O sırada "bay karşı komşu" yu farkederek yerimden sıçradım. Her an nasıl bu kadar sakin ve rahat olmayı beceriyor? Hiçbir derdi yok gibi değil, hayır. Ufak tefek sıkıntıları var ama bir şekilde üstesinden geliyordur. Evet, işte bu. Emin olmak. Özgüven.. Çenesine kadar inen favorileri ona daha olgun bir hava katıyor aslında, hakkını yememek lazım. Ne diyorum ben? Bunca şeyi birkaç gündür yaptığım gözlemler sonucu mu edindim? Ne yani, şimdi de paranoya gibi bir şey- herneyse.
Posta kutuma yöneldim ve oyalanma moduna geçtim. Neyse ki beni farkederek hafifçe gülümsedi ve daha sonra yüzündeki sıkıntılı ifadeyle merdivenlere yöneldi. Bugün biraz bezgin görünüyordu. Neden acaba?
Of! Yine faturalar, faturalar. Nee!?! Bunca masraf.. Belki de film keyfimi daha aza indirgemeliyim. Kapının kapanma sesini duyunca rahatladım ve merdivenlere yöneldim. Tam daireme ulaşmışken "bay karşı komşu" nun kapısı açıldı. İki kişi evden sessizce çıktı. Açıkçası buna pek anlam veremedim ama ne de olsa beni ilgilendirmez öyle değil mi?
O sırada askıda asılı olan lila rengi kapşonumu farkettim. Of! Bir hafta önce sezon sonu indiriminden almış olmama rağmen hiç giyecek fırsatım olmadı. Bu çok sinir bozucu. Her neyse. Aburcubur poşetleriyle mutfağa koşturmak için yanıp tutuşuyorum. Wuhuuu!
Ve çıplağım! Harika! Neyse ki yalnızım. Saçma fantezilerim beni tekrar ele geçirmiş gibi gözüküyor. Ama itiraf etmeliyim ki böyle yolculuk etmek hiç de fena değil. Tatlı rüzgarı her hücremde hissetmek.. Uf, tabi bu kadar aydınlık olmasa her şey daha güzel olabilirdi. Peki ya bacaklarımda hissettiğim şey de ne? Yumuşak. Tüy gibi.. Tüy?!
"Çağla.. Çağla?"
"Kim bu seslenen şimdi.." Sanırım rüyanın bu noktada bitmesi iyi oldu. "Nen var kuzum? Eve git istersen, bugün çok yorgun görünüyorsun." Sevgili Elçin abla her zamanki anlayışlı ifadesiyle beni kanatları altına çekmeye kararlı gözüküyor. Ona birçok konuda oldukça minnettarım.
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Endişeli gibiydi. "Evet, evet. Zaten mesai bitimine az kaldı, hadi." Aslında çok haklı. Henüz bir-iki gün önce biten taşınma serüveni beni son derece yıpratmış bulunmakta. Kendime gelmem için belli ki birkaç gün gerekiyor. "Peki Elçin abla.. Sana karşı direnmek gibi bir şansım yok ne de olsa." Çantamı alıp kapıya yollandım. Kapıyı açtım ve bir adım attım. İşte o an erken çıkıyor olmanın verdiği keyfi hissettim. Hayır bunun nedeni gittikçe daha da ısınan tatlı bahar havası değil. Tek istediğim eve kadar yürüyüş yapıp kendimi aburcuburlara ve film keyfine bırakmak.
Kütüphanede çalışıyor olmaktan çok keyif alıyorum. Pek fazla koşuşturmaca yok. Eğer düzenlenecek şeyler varsa da şikayet etmem çünkü gerçekten zevk alıyorum. Bütün gün en sevdiğim kokuyla iç içeyim. Kitap kokusu.
Apartmana girerken tüy gibi hafif hissediyordum. Öyle ki adımlarımı birkaç dans figürüne uydurarak ilerledim. O sırada "bay karşı komşu" yu farkederek yerimden sıçradım. Her an nasıl bu kadar sakin ve rahat olmayı beceriyor? Hiçbir derdi yok gibi değil, hayır. Ufak tefek sıkıntıları var ama bir şekilde üstesinden geliyordur. Evet, işte bu. Emin olmak. Özgüven.. Çenesine kadar inen favorileri ona daha olgun bir hava katıyor aslında, hakkını yememek lazım. Ne diyorum ben? Bunca şeyi birkaç gündür yaptığım gözlemler sonucu mu edindim? Ne yani, şimdi de paranoya gibi bir şey- herneyse.
Posta kutuma yöneldim ve oyalanma moduna geçtim. Neyse ki beni farkederek hafifçe gülümsedi ve daha sonra yüzündeki sıkıntılı ifadeyle merdivenlere yöneldi. Bugün biraz bezgin görünüyordu. Neden acaba?
Of! Yine faturalar, faturalar. Nee!?! Bunca masraf.. Belki de film keyfimi daha aza indirgemeliyim. Kapının kapanma sesini duyunca rahatladım ve merdivenlere yöneldim. Tam daireme ulaşmışken "bay karşı komşu" nun kapısı açıldı. İki kişi evden sessizce çıktı. Açıkçası buna pek anlam veremedim ama ne de olsa beni ilgilendirmez öyle değil mi?
O sırada askıda asılı olan lila rengi kapşonumu farkettim. Of! Bir hafta önce sezon sonu indiriminden almış olmama rağmen hiç giyecek fırsatım olmadı. Bu çok sinir bozucu. Her neyse. Aburcubur poşetleriyle mutfağa koşturmak için yanıp tutuşuyorum. Wuhuuu!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)