20101117

maslet

Bu gece öylesine büyüledim ki herkesi.. Tüm salon ayakta alkışladı beni. Çiçekler havalarda uçuşurken, hepsi sahneyi hedefliyordu. Bitiş solomla büyülediğim onlarca keyifli yüzün hedefi bendim. Kalbim öylesine atarken, karşımdaki kalabalığın coşkusuna öylesine kapılmışken, bu anları yaşayabilmemin tek nedeni olanı duyamaz, hatta aklımın ucundan bile geçiremez olmuştum. Uçar adımlarla odama dönerken hala da aynı duyguların esiriydim. Halbuki bugün geldiğinde ilk o düşecekti aklıma. Alkışları bastıran sesiyle büyülenecektim tekrar, tekrar.  Odama döner dönmez çiçeklerle kaplı buldum her bir köşesini. Madamla biraz çene çaldıktan sonra makyajımı silmek için masa başına geçtim. Aynada kendi çehremi izlerken, işte o an düşüverdi aklıma. Sesleniyordu bana. O harikulade ses, beynimin her hücresine işliyordu adeta. Sıradan ismim, dudaklarında bir melodiye dönüşüvermişti yine.
Senelerce ete kemiğe bürüdüğüm sesi hayallerimden çıkarıp karşıma mı almıştım birdenbire? Boy aynasının ötesinden tek elini bana uzatmışken, dudaklarını görebilmek istiyordum. Ah, evet, gerçekten de "ses"le bir hareket ediyordu dudakları. Neredeyse yüzünün yarısını örten maskeyle öylece bekliyordu karşımda. Eğer o eli tutarsam, beni sadece kendine isteyeceğini biliyordum.
Elimi uzatır uzatmaz hemen kavrayıverdi ve beni kendine doğru çekti. Aynanın içinden geçerken arkamızda kalanları zerrece umursamıyordum. Mum ışığıyla aydınlatılmış taş geçitlerden geçerken iki adımda bir dönüp gözlerime bakıyordu. Gözleri öylesine samimi.. Ama çok daha farklı şeyler vardı o gözlerde. Sesi yakından çok daha muhteşemdi. Kulaklarımdan kadife kadar yumuşak bir esintinin gelip geçtiğini hissediyordum. Beni gizli sığınağına bir kayıkla geçirirken, daha önceleri hayal ettiğim kadar sabırsızlık duymuyordum. Ama bunca yıl biriktirdiğim merakla son noktasına kadar dolup taşmıştım. Sahnedeki bencil halimi hatırladıkça yanaklarım al al oluyordu. Öte yandan ellerime dokunan elini hissetmek tarif edilemez bir duyguydu. Bunca yol boyunca dudakları hiç kapanmadı, o muhteşem şarkısı hiç bitmedi. Arada ben de kendimi tutamayıp ona eşlik ediyordum.
Mumlarla daha sık aydınlatılmış sığınağına varınca, beni kayıktan tek bir hamlede indirdi. Şarkısı devam ederken gözlerimin içine bakıyor ve beni büyülüyordu. O söylerken bir hipnoz eşliğinde dudaklarının hiç kapanmamasını diliyordum. Ama her güzel şey gibi bitiverdi şarkısı. Halbuki sözler her şeyin yeni başladığını söylüyordu. Büyü bir bakıma kalktığında aramıza giren beyaz maskeye takıldı gözlerim. Bunca hayal ettiğim erkeği ne de örtüyordu öyle.. O fikrimden habersiz gözlerime dalmışken, ellerim kavrayıverdi aramızdaki beyaz duvarı. Beklenmedik feryadı tüm opera binasında yankılandı.



20101114

şintoy.

Elmalı turta. En sevdiğim. Ama tadını alamıyordum. Karşımda en samimi gülüşüyle bana bakarken kendi turtasına bir güzel yumuluyor. Düşüncelerimi toplamaya çalışıyorum.

Gece. Havada asılı kalmış yalnızlık. başım gökyüzüne uzanmışken elimi buluyor eli. seninkiler kadar sıcak değil elleri. şehrin kirli havası örtmüş yıldızları. boğazımda kötü bir tat. pişmanlığın tadı. ona dönünce gözlerindeki yıldızlarla karşılaşıyorum. suçluluk ve huzur duygusu bir arada barınır mı? ben dudağımı ısırırken eliyle çocuk parkını işaret ediyor. "Gel hadi.." o elimi çekiştirirken, itiraz etmiyorum. dolup taşan heyecanına kapıldığımı sanıyorum bir an. salıncağın yanında duruveriyoruz.

O hala elmalı turtasını yerken birden bire çıkıveriyor sözler ağzımdan.

Başka bir gece. boydan boya kahve ve yeşil tonlarda döşeli, loş bir odadayız. pencerenin önündeki kahve kanepenin iki ucuna tünemişiz. ben yağmuru izlerken, o beni izliyor. dağınık toplu saçlarımda geziniyor gözleri. komik bir şey söylüyor. gamzelerimde geziniyor gözleri. sonra ben yağmura dalıyorum tekrar. hüzünlü gözlerime dikiyor gözlerini. gözgöze gelince okuyabilse keşke gözlerimi. gözleri seninkiler kadar işlemiyor içime.

Turtasını unutmuş bana bakıyor. ben arkamı dönüp giderken, yaptığımdan ötürü alacağım cezayla seni bile göremeyebileceğimden korkuyorum. sen kim bilmiyorum.

Dört sene mutlu ettim onu, o kadar.

düz saçlı, beyaz tenli değildi. elleri soğuk muydu. gözleri gülünce küçülmüyor, uzun kirpikleri ıslanmıyor muydu..

çünkü o sen değildi. sen kim bilmiyorum.

20101113

sreters

Kovanımın kraliçe arısı bugün bana darbe gibi bir söz indirdi. öyle söz ki, kulaklarımdan girip vücudumun her bir hücresine yayıldı, titretti, kısa süreli bir kalp spazmına vesile oldu. lafı uzatmadan söylemek gerekirse söyleyemem. ulu. orta.

Önümde dokuzgünlüktatil ve dörtsınav var. bunun yanında üçödevim ve birraporum var yazmam gereken. ben ne yapıyorum? burada bunları geveleyerek zaman intiharı yapıyorum. ne de olsa benim zamanım?

Bu arada spazm sözlerine gelecek olursak, melankolik halimde çok da harika etkiler yaratmadı. düzsaçlarsütlaçten tamamen bir peter pan misali imiş iken ve benim şu john steinbeck hallerinden bir şekilde kurtulmam gerekir iken, hala büyüyememiş iken, sürekli mutlu haller takınmak alışkanlığından vazgeçmeli iken, romanlar yerine ders kitaplarına gömülmeli iken.. of. zor zamanlar.

İçimi gerçekten göremediğin sürece, sahte gülümsemelerime maruz kalacaksın.

20101112

doray

Dışarıda kar var. lapa papa. ben elimde kahve, üzerimde uzun, gri, örgü hırkam, pencerenin kenarına tüneyip sokakları izlemek yerine; birden basan sıcağın etkisiyle, mutfağa doğru limonata yapmaya yollanıyorum. pijamamın uzun paçalarını sürüyerek yürürken ayağım ayakkabılığın yanında duran şemsiyeye takılıyor. merakla onun orada ne aradığına bakıyorum. çünkü ben şemsiye kullanmam. uzamış kahküllerim gözümün içine girme teşebbüsündeler. mutfak soğuk. mutlu güneş yüzlü bardağımı bulamıyorum. ah, işte yine makinede. tabi ya. diğer bardaklar aynı yüze sahip değilseler bile, pozitif enerjilerini hissetmemek mümkün mü. limonatadan vazgeçiyorum çünkü sıcağın nedenini kavramış bulunmaktayım. sanırım yine yatağıma sığınıp mp3 üme gömülüceğim. artık "jane eyre" in tatlı cümlelerini okumaktan aynı zevki alamaz oldum. tüm kitabı neredeyse ezberlediğimdendir belki de mesele. sanırım şu sıralar onun kadar etki yaratacak bir kitap buldum ve yine sanırım bu kitap beni çok daha farklı bir yöne sürükleyecek ve tabi - hayır cümlem bitmedi- tamam, her neyse.

aslında biraz ders çalışsam hiç fena olmayacak.

20101110

süten

Hep o çok hoşuma giden ama daha önce duymadığım şarkılara denk gelince düşüyorsun aklıma. çok seveceğini bildiğim halde, uzatıp kulaklığı paylaşamıyorum seninle. sen o beceriksizce sıcak ellerini, kulaklarına götürüp dinleyince gülümseyemiyorsun yüzüme. Sıcak gözlerin küçülürken, dudaklarını büzemiyorsun muzırca. sonra birlikte dakikalarcasessiz oturamıyoruz orada. şarkı bittiğinde ifadesiz yüzlerle bakamıyoruz birbirimize. oysa ben o an elimi saçlarına uzatmak istiyorum. sonra rüzgar esiyor bir yerlerden. saçların hareketlenirken daha esiyor. daha da.. daha.. da.. gittikçe küçülürken göz bebeklerin, sen büyüyorsun.
işte o an radyonun cızırtısıyla kendime geliyorum.
aramızda onca mesafe varken, bir tek senin varlığını hissediyorum. 
sen kim bilmiyorum.

20101101

itiraf.

Sıcak bir karanlık kaplamış çevremi. Yumuşak bir zeminde uzanıyorum. Dizlerim karnıma çekilmiş, ellerim tek yanağımın altında kavuşmuş. Üzerimde yumuşak bir ağırlık var. Bütün vücudumu ve üzerinde bulunduğum yumuşak zemini örten. Evet, işte en sevdiğim yerdeyim. Yatağım. Peki ya birkaç santim yakınımda soluk alıp veren de kim? Ellerim uzanıyor ona doğru. Nedensiz, saçlarına gidiyor ellerim. Saçları.. Ellerim buz kesiyor birden. Öylece. Saçları.. Sonra merak ediyorum elleri sıcak mı? Elim gözlerine dokunuyor ben farkedemeden. Göz kapakları örtülü, sanırım uyuyor. Soluk alıp verişi sabit bir ritim tutturmuş. Ben bunca şaşkınlık içindeyken ne de huzurlu. Uzun kirpikleri kupkuru. Bense gittikçe daha da buz kesiyorum. Soğuğu farketmiş olsa gerek ki bir ürperti geliyor vücuduna. Karanlıkta göz kapakları açılıyor. Karanlıkta gözlerimi buluyor gözleri. "Şemsiye.." diyor, "..sever misin?" Hafif bir gülümsemeyle soluk verişini hissediyorum. İkimiz de öylece dururken saçlarını düşünüyorum. Soğuk hafifliyor biraz. Dokunmak istiyorum saçlarına. Nedenli, saçlarına gidiyor ellerim. Buz kesen ellerimde soğuk hafifliyor. Görüntüsü yanıbaşımda olsa da olması gerektiği yerde değil. Hissediyorum. Ona çok kötü şeyler söylemek istiyorum. Ona çok kötü şeyler söylüyorum. Gözleri doluyor. Kirpikleri kupkuru değil artık. Sıcak karanlık kaplamış çevremizi. Ellerim ısınıyor. Islak kirpikleri parmaklarımı gıdıklıyor.

~hayat sen yokken çok güzel, ama ben senin tesadüfünü bekliyorum. nerede, kiminlesin. sen kim bilmiyorum.