20120731

kimsecikler.

"gelmeye fırsatın yok biliyorum.
peki ya ben..
ben var mıyım?
ya da hakkımda bildiklerini sırala.
gelmiyor mu hiç bir şey aklına?
anladım.
konuşan gözler meselesi,
belki de konuşuyordur gözlerin ama ben gözce bilmiyorum ki;
sessizce biliyorum.
usulca biliyorum.
masumca biliyorum.
yapabildiğini bildiğin tek bir şey var ama nolur bu sefer ağlatma yüklemi.
peki ya sen..
sen var mıydın?
hakkımda bilmediklerine ağlarken.
yoktun.
gözlerinin konuştuklarını neden anlamıyorum merak ediyor musun?
çünkü;
onlar da yoklar."    
                               - cemal süreya
 

20120724

balkonpencere.

zamandan bıktım. penceremden dışarı bakıyorum. aslında tam olarak benim pencerem sayılmaz. ama bakıyorum ve zaman durmuş sanki. fransız tipi balkonlu bir pencere bu. ilgimi çeken bir manzarası var. gür ağaçlar var önce. gür ağaçların arasında, sarı bir apartmanın sıra sıra balkonları görünüyor. sonra ileri bakınca hep dağ. yeşillik. arada beyaz evler var ama o kadar yeşil ki dağ. beyaz evler etkisiz eleman gibi. hareket eden hiçbir şey yok. ne hava kararıyor. ne yapraklar hışırdıyor. sanki sonsuz gibi. sanki. bir keresinde, balkonlardan birinde bir kadın gördüm. hareket eden ilk görüntüydü benim için. çok heyecanlandım. zaman akıyormuş gibi oldu. sonra kadın bir sigara yaktı. üfledi. saçları kabarık ve dağınıktı. ama güzeldi. üzgün bir kadındı. üzgün kadınlar, güzel oluyorlar. ama hüzünlü. hüzünde güzellik olmasa da, güzellik biraz hüzündür bence.

ayrılık lâfları etme sevgilim, önümüz temmuz önümüz ağustos nasıl olsa.

20120719

tavlis.

Bir keresinde günlerden biriydi. alis arkabahçelerden birinde mavi tırtıl arıyordu. kabarık etekleri çalılara takıldıkça, kumaştan gelen yırtılma sesleri mavi tırtıl seslerine karışıyordu. derken gözleri kıpraşan bir yaprağa odaklandı. yaprağın yeşiline karışmış mavi. tırtıl mavisi. gözleri parlayıverdi aniden ve yaprağa yöneldi. fakat odağından kaçan asıl munisi fark edince durdu. altın bir saatin parıltısı. saati tutan eller siyah, tıpkı bu hikayeyi anlatan harfler kadar siyah idi. endişeli kulakları ve yorgun gözleri vardı. biraz da sinirliydi. halbuki tavşan dediğin beyaz, ıslak burunlu fakat mutlu olmalıydı. alis onun tırtıldan daha ilginç olduğuna ve saatin parıltısını takip etmesi gerektiğine karar verdi. öyle ki günün birinde kocaman bir kalenin, kocaman bahçesinde oturup çimleri selamlarken, çubuk kraker ve elmalı pasta yemişler, birbirlerine korkunç hikayeler anlatarak aniden esen rüzgara kapılıp gitmişlerdi. tehlikeli bir yola geldiklerinde tavşan alis'in ellerini kavrayıp sımsıkı tutuyor, alisin endişelerini alıp götürüyordu. dostlukları öylesine güzeldi kir her esintiyi bahane edip yapraklarını hışırdatarak şarkılarına eşlik ediyordu. bir keresinde günlerden biriydi. alis arkabahçelerden birinde tavşanı arıyordu. kabarık etekleri çalılara takıldıkça, kumaştan gelen yırtılma sesleri.. derken tavşan aniden karşısına çıkıverdi. alis güçlü bir çığlık attı. alisin yüreği ağzına gelmişti, sonra geri yuttu neyse ki. tavşan ona aptal kızlar gibi çığlık atmamasını söyledi. alis bu çığlığın kendine ait olduğunu söylese de, tavşan umursamadan onun aptal kızlara benzettiği yönlerini bir bir sıralamaya başladı. alis sinirlenerek tavşanın ponponunu koparırcasına kavrayarak çekiştirdi. sonsuz bir sinir küpüne dönen tavşan, alis daha sonra pişmanlığını dile getirse de, ona hakaretler yağdırıp durdu. sonra tehlikeli yollarda alisin elini bıraktı. alis yorulmuştu. öyle ki bahçeden ayrılıp evine döndü. orada gururunun duymayı kaldıramayacağı sözcükler yoktu. daha sonra alis minik bir şişede biriktirdiği tuzlu suyu biriktirip zengin oldu.

derdim ki "el ele gittiğimiz bir yolda sen git gide büyürsen benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar." / diyorum ki "gün doğsun bir arınayım istiyorum. güneş tozlu caddeler kaygılarım beni bir arıtsın istiyorum. işte tam böyle istiyorum." - t.u.

20120717

nankölata.

"yalnızken birine ihtiyaç duymanın nasıl bir şey olduğu"ndan korkmak meğer çok yersizmiş. tıpkı çukulatadan önceki sessizlik gibi. bir parçadan bir şey olmaz dersin. birkaç parça yersin. bir de bakmışsın alerji bütün vücudunu sarmış. sıkıyorsa geçsin de görelim. kendime on gün mühlet vermiştim. ürtiker mühleti. on'ca güne ihtiyacım yokmuş meğer. çukulatayı o kadar da sevmiyormuşum. çünkü çok düz mantığım bence bis kıymetlimis.

"insanlara, onları size nankörlük yapmaya mecbur bırakacak kadar büyük iyiliklerde bulunmayınız."

20120715

afilinta.

Çok afili bir gündü. havaifişekfestivali vardı burada. bir arkadaşım "filinta gibi veletlerle muhabbet ettik" diye bir tanımda bulundu. bence hepsinde aynı eksiklik var. sanki beyinlerinin bir parçası. bu yabancılar neden boş beleş gelir bana hep bilmem. bir tek o. dopdolu bir karakter bence o. öhm. ev baklavası mı özledim, nedir? neyse, ev baklavası fazla yiyince bayar. "snickers iyidir, açlığını yatıştırır."

“seni, bir gün tanısaydım / ve sen var olsaydın elbet.” a.f.

20120703

geceleyin, 00:55.

Gecenin 1inde kuzenim evde şarkılar söylüyordu. sesi şirindi. duştan yeni çıkmış ve mutluydu. bense onca zaman istediğim sıcak gülüşe, çukur yanaklara ve şemsiye altı sorunsuz yürüyüşe sahipken mutsuzdum. nedenini bilmiyorum. ama mutsuzdum. böyle gözlerim dolmuştu. böyle yüzümü buruşturarak kendimi çirkinleştirdim. böyle acı turta yemiş gibi. limonlu ama beklenmedik acı. beklenmedik şeyler başıma geldiğinden miydi, bilmiyordum. annem hep eksik dua etme derdi. dua değildi bu. rüyaydı halbuki. ama eksik rüyaymış demek ki. rüya gibi zaten, evet. çukulatalı rüya gibi. hep duygusuz olmak, duvar gibi olmak isterim. ama bir türlü olamadım. artık istemeyi bırakmaya karar verdim. hiçbir şey istemeyeceğim. sadece çukulata. bir parçacık çukulata. çok mu şey istiyorum acaba? bir de ben gece demeyi sevmem. geceleyin demesi güzel. geceleyin.

mutsuzluktan söz etmek istiyorum. dikey ve yatay mutsuzluktan. mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun. sevgim acıyor. kimi sevsem, kim beni sevse." - t.u.

20120701

sonra.

~ kendime sonra çok önemli bir şey anlatacağım. unutturmayayım.