havanın karlı olduğunu, bunca tatlı yağdığını görünce gözleri dolan bir haldeyim. ama öyle güzel ki. veletken elimizde çıpır çıpır sallayıp kendi haline bıraktığımız mini fanuslar gibi dışarısı. yavaş yavaş süzülüyor kar. güzel ama sanki içimde bir yerlere yağar gibi. o güzelliğe, evimin sıcağından baktığım, penceremden usulca izlediğim halde, sanki asfaltlarda değil de içimde birikiyor gibiler. kar taneleri yine değmiyorlar birbirlerine. yere varınca buluşuyorlar. yazık ki birkaç güne eriyip gidecekler, ankara baharında. hava böyle iken içime yağan hüzün, belki güneş açtığında alır başını gider ne dersin? yirmiki yaşımın şu gününe kadar, karı her gördüğümde yaşadığım mutluluk tatlı hisler bırakırdı. çilekli kremalı pastanın dilde bıraktığı tatlılık misali, yüreğimde tatlı tatlı. belki bundan başka bir mart günü, yine böyle kar yağıyorken yaşayabilirim aynı duyguyu. bugünkü hüzün alsın başını gitsin. gitsin, artık. içimi yiyip duran bu histen kurtulmak istiyorum. kurtulacağım da. sonsuza kadar böyle kalacak değilim ya. bir iki aya düzelirim herhalde.
tam hatırlayamadım, ben bir iki ay önce ne demiştim?
'..ellerine bakma artık
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü..
..kar dindi
gerçekten dindi
ellerine bakabilirsin artık.'
bir insan, birini yalnızken hatırlıyorsa sevmemiştir, ansızın aklına getirip yalnızlaşıyorsa, işte o zaman sevmiştir. belki de benim gibi bir başına sevmiştir.
20130323
20130318
biyat.
İngiliz edebiyatı görkemlidir. betimleme ögesinden pek hazzetmesem de, ingiliz anlatılarının betimlemeye fazla fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. onca ihtişam, danslar, koca koca perdeli nefis balolar dile gelirken, alacalı kelimeler tane tane cümlelere, bir jane austen üslubuyla, dönüştürülmelidir. tadını gerçekten çıkarabilmeniz için kendinizi kaptırıp hızlı hızlı okumalısınız. bu tip süslü anlatımın oluşturduğu çekici görsellik tabi ki de biz kadınları büyüler. özellikle de onca görkemin içinde, kendini kanıtlayan saygıdeğer centilmenler varken. milyonlarca sıfat içeren uzun ve aksanlı cümlelerin çıktığı dudaklara bakakalır, kelimelerin büyüsüyle daha da yakışıklılaşan çehreyi seyredalarız. haklısınız kızlar, size katılıyorum. bir zamanlar ben de 'jane eyre' okuyup mr. rochester diye veya 'aşk ve gurur' okuyup mr. darcy diye mızıldanarak yerin birkaç santim üstünde süzüldüm. ciddiyet ve samimiyetin bir arada olması kadar, başka hiçbir şey, çekici kılamaz bir erkeği. fakat sözüm şu, lütfen bir dönüp kendinize, güzelce bir, bakın. erkeklerin çoğunu odunlukla suçlamadan önce gerçek bir leydi olup olmadığınızı sorgulayın. insanlara gülümsemeyi sıkıntı olarak gören, burnu havada bir zilli iseniz, lütfen. erkeklerde centilmenlik aramayın. bir de aranızda kimileri var ki, edebiyatın e'sini bilmeden, sadece hollywood filmlerinden takip ettiği romanları orada burada erkeklere karşı savunma aracı olarak kullanıp basitleştiriyorlar. yapmayın nolur. umuyorum ki sizin de döneminiz sona erecek. fakat elinizi çabuk tutun ve bir an önce bitin, lütfen. diyeceklerim bu kadar.
~ birini çok sevdiğinizde, o sizi çok üzse de onun yanında ağlamak istersiniz. istemeyin. bunu istemek, o ingiliz edebiyatı çakması filmlerde olmalı sadece.
20130305
acıma.
Yazmak isteyip de yazamadığım zamanlardan biri. istediklerimi yazamadığım. ne istediğimi bilmediğim zamanlardan biri. yazıp yazıp siliyorum. yazıp yazıp siliyorum. yineliyorum. yineliyorum. farkettim ki her ne nedenle başlamış olursam olayım, bir noktadan sonra cümleler hep o aynı noktada buluşuyor. istemiyorum o filanca noktayı. sonra başka şeyler yazayım diyorum. olmuyor. mesela kısa ve absurd hikayeler yazardım eskiden. ah, eskiden. evet. harbi ya nasıldı eskiden? eskiler. esk. unuttum gitti. uyuşmuş gibi. kendimi çok yorgun hissediyorum. mutsuz ya da keyifsiz değilim. sadece yorgun. hayatı bütün dürüstlüğüm ve içtenliğimle yaşamaya çalıştığım sırada, aniden gelen ihanetin verdiği yorgunluk. evet, dürüstlük. ben dürüst bir insanım. oyuna, kaprise başvurmadan yaşamak isterim hayatı. senaryolar yazmadan. ama benim gibi insanların soyu tükeniyor. zorla hem de. göz yaşları aka aka tükeniyorlar. nasıl hissediyorum biliyor musun? ilk önce şarkılarımı paylaşmışım. sonra anılarımı. sonra anlar paylaşmışım. duygular paylaşmışım. gözler, bakışlar paylaşmışım. sevgiler. sevgiler. sevgiler. kocamanlar. sahip olduğum en dürüst şeyleri birer birer. insanlar neden yalan söylüyor değil mi? sorup durmuyor musunuz sürekli? yalancı! neden yalan söyledin bana? peki bu cümleleri kuran, yalan mağdurunu oynayan siz, sen! dürüst olanlara nasıl davrandınız? hadi bu sefer, siz, dürüst olun. bu seferlik. aynaya bir bakın dönün de. yaptığınız vefasızlıkları, acımasızlıkları bir düşünün. durun, tepki vermeyin hemen. sadece düşünün. düşün. kapat gözlerini. pişman olacak bir şey yapmadığını söyleyebilir misin? eğer bunu gerçekten rahatlıkla söyleyebiliyorsan, ne harika! ömrün boyunca, krallar, kraliçeler gibi bir yaşam dilerim sana.
~ "vicdan en rahat yastıktır'' diyor bir söz. varsa. -öa
~ "vicdan en rahat yastıktır'' diyor bir söz. varsa. -öa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)