Sabahın altısında kendi kendime uyandım. boğazım acıyor. ben de kendime çay yaptım ve calcifer'ımla muhabbet ederken içiyorum. umarım hasta olmam, yoksa annem kesin beynimi ezer. bütün uyarılarına rağmen 'bir şey olmaz.' modundaydım kaç gündür. calcifer'la bir sürü şey paylaştım. umarım mit ajanı falan değildir. bu arada mutlu güneş desenli bardağım beni çok özlemiş. birbirimize birkaç dakika bakışarak gülümsedik. ona dertlerimi, mutluluklarımı anlattım. geçer, dedi. hangisi geçer bilemedim.
20120923
20120921
çıpkon.
Ankaranın feci yaz sabahları gibi bir sonbahar yaşıyoruz. ama sabahlar, eylül sabahları. odamın minik boyutlu balkonuna çıkıyorum çıplak ayaklarımla. annem görmeden. sonra tahta sandalyeme oturup, çıplak ayaklarımı demirlere dayıyorum. çınar ağacım büyüdü, koskocaman oldu. neredeyse balkonuma değecek. ellerimle yapraklarına dokunabileceğim pek yakında. işte ben böyle, parmaklarımı dayamışken soğuk demire, güzel güzel esmeye başladı. saçlarım uçuştu hafiften. gözlerimi kapadım. soğuk neredeyse bacaklarıma yayıldı. bir süre öylece oturdum, sonra girdim içeri.
20120915
ankagri.
eylülde ankarayı seviyorum. her şehre bir renk verseler, gri olurdu ankara. taş kaldırımlar gri. gökyüzü gri. esen rüzgar gri. insanları gri. bakanlıkları, kızılayı gri. eskiden okullar açılırdı. sabah, erken saatte yataktan kalkmanın verdiği tuhaf hisle başlamaktı her güne. yorgandan çıkar çıkmaz iliklerime işleyen soğukla uyanmak. diğer çocuklar hep bekletir ama ben aynı saatte aynı yerde bir asker edasıyla beklerdim servisi. kollarımı vücuduma dolardım. gri rüzgar estikçe beyaz gömleğimin içine kadar erişir, kanımı dondururdu. ne kadar kalın giyersen giy. gökyüzü gri. boş sokaklar gri. sabahın o köründe güneş bile gri. ama hoşuma giderdi. iliklerime kadar severdim sabahları. o zamandan kalan alışkanlıkla, hala sabah erken kalkar giderim okula. babamla gitmek? bahane belki de. soğuk, gri, ankara. duyduğumda beni derinden yaralayan sözleri var birinin, donuk olmam. belki de doğrudur. belki de eylülde, ankarayımdır. donuk. gerçi bu günlerde hava hayli sıcak. ama gündüz. sabahları yine donuk, yine beyaz gömleğimin içine işleyen soğuk. ben, belki de hiç ankara olmak istemedim. kendim olmak istemedim. ankarayı hiç sevmedim. kendimi hiç sevmedim. belki de ben, sandığm gibi eylülde ankaradan bir parça değilim. belki de tek ihtiyacım, kulağıma bunun gerçek olmadığını fısıldaması birinin. dünya üzerindeki tüm çöllere, bir gecede, tonlarca yağmur yağarmış gibi. yapış yapış. reçel gibi. kayısı reçeli.
~ 'sözcükler değişiyor, ama anılar sözcüklerini değiştirmiyor.'
güve.
neden. bana sorup duruyor bazı insanlar. neden. çok basit aslında. bütün mesele, -n. nefret ettiğim. iğrendiğim. dibine kadar -n. sonuna kadar -n. lanet olasıca, rezil rüsva -n.
~ 'sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim. ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlayamaz.'
20120913
denge.
'..aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmişim diz boyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum hiçbirinizle dövüşemem.
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
sizin morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne?
benim dengemi bozmayınız.' - turgut uyar
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmişim diz boyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum hiçbirinizle dövüşemem.
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
sizin morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne?
benim dengemi bozmayınız.' - turgut uyar
20120911
kies.
Eskiler. eski eşyaları severim. eski binaları. eski sokakları. eski defterleri severim. eski kitapları. eski insanları. eskiler gelir durur aklıma böyle arada. hep bir hüzün hissederim, hep bir pişmanlık. hep bir mutluluk hissederim, hep bir heyecan. eski arkadaşları severim. eskiden gittiğim kafeyi özledim. eskiden orada yediğim tatlıyı özledim. eski kıyafetlerimi, eski hayatımı. eski okulumu, eski muhabbetleri. eski arkadaşlarımı özledim. ben yeniye hiç alışamadım be arkadaş. yeni sokaklara, yeni defterlere, yeni arkadaşlara. ben yeni insanlara hiç alışamadım. ben bu yeni hayata hiç.. bazen bir koku geliyor burnuma, binbir çeşit duygu. ya da tek bir duygu kaplıyor içimi. sanki o an dokunuyorum o kokuya, tenim dokunuyor. ruhum dokunuyor. koku ne kadar soyutsa, ruhum da o kadar somut. koku gülümseyince, ruhum gülümsemesine dokunuyor. mis gibi gülümsemek kokuyor.
~ bende tarçın, sende ıhlamur kokusu. yürürüz başkentin sokaklarında. - c.s
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)