20110731

uzak

işte. ruh halime bir şeyler olması hep bu saatlere denk geliyor. gündüz pek bir neşeli, mutluyken, bu saatler resmen duygularımı kemiriyor. hani insanlar bazen hayatlarında büyük izler bırakan olaylar yaşarlar ya. işte o anlardan biri bu saate denk gelecek diye ödüm kopuyor. mesela sen de öyle denk geldin. sıcacık, küçülen gözlerin ve kocaman gülüşün. halbuki ben, öylesine bir günde biryerlere yolculuk yaparken aynı vagonda karşılaşıveririz sanıyordum. ya da yağmurlu bir günde durakta beklerken. ya da şu serin, sessiz sabahın körlerinden birinde gazetecide. seni görünce ellerim titrer, öylece kalırım, sonra sen arkanı dönüp giderken peşine takılıveririm diyordum. olmadı hiç biri.

gökyüzünü daha da seviyorum artık. soluğun içinde gizli çünkü. şimdi koşup penceremi açarım. sen de aç, ver soluğunu. dolayısıyla sana dokunurum. sen kim bilmiyorum.

20110729

en.

Bir gün birisi bana Anna Gavalda'nın "bir aradayız, hepsi bu." kitabını bulup hediye ederse, o gün dünyanın en mutlu insanlarından biri olacağım. yemin ederim. en.

~ gölgelerin gücü adına.

20110723

keliç.

ben milka yoğurtlu-çilekli çukulataya hastayım. bana çok güzel şeyleri çağrıştırıyor tadı. böyle paketini görmek bile beni mutlu ediyor. yemesem bile. başka hiçbir çukulatada böyle değil. tadıyla şekli çok uyumlu bikere. hani bildiğimiz dikdörtgen milka. ama o şekilden başkası olamazdı ona. mesela öyle her zaman da yemem. ya çok üzgün, ya çok keyiflisem. o küçük dikdörtgenleri tek tek kırıp dilimde erittikten sonra, küçük çilek parçacıklarını kıtırdatmak bana tarifsiz bir huzur veriyor.

20110722

geyikmuhabbeti.

ben veletken antalya taraflarına tatile gitmiştik. böyle noel baba kilisesi gibi bir yer vardı. zamanında duvarlara kazınmış tarihi figürler beni çok etkilemişti. işte o gün noel babayı gerçek sanmaya karar verdim. sonra sonbahar oldu. kış oldu. bir gün sabaha karşı odamda uyurken "çın çın çın" sesleri duymaya başladım. bir kere. iki kere. üç kere. sonra ne olduğunu anlamak için kalkıp pencereden baktığımda her yer bembeyazdı. kar yağmış meğersem. işte o an bu sesin noel babaya ait olduğuna karar verdim. o zamanlar hayal gücüm oldukça genişti. halbuki şimdi o "çın çın çın" ın araba tekerleklerinden gelen zincir sesi olduğunu biliyorum.

20110718

ağkeş.

bazen bazı an'lar hiç yaşanmasın istiyorum. böylece pişmanlık olmasın. annem, "yaptığın hiçbir şeyden pişman olma ve hiçbir zaman keşke deme" der hep. halbuki pişman olduğumdan değil. sadece olmamış olsun istiyorum. ama oluyor. bazen ağlamak istiyorum. ama ağlayamıyorum. ben isteyince olmuyor. bu ağlamak beni hep ummadığım anlarda yakalıyor. neyse ki hep de yalnızken yakalıyor. 

20110717

mavizyon.

biri "ben hiç televizyon izlemem." diyince, her seferinde şaşırmadan edemiyorum. hayır, televizyonu çok sevdiğimden ve buna inanamadığımdan değil. bazen yalnızken kendime irmikli tatlı yapıp yanına milyonlarca meyve ve rafıls hazırlarım. hiç üşenmem. sonra da kanepenin bir köşesine ilişir boş bakışlarla televizyona bakarım. evde uydu var bizim. çok acayip kanallar ve programlara denk gelebiliyorsun bazen. mesela bir keresinde yüzünü çeşitli kombinasyonlarla bantlayıp gece komşuları korkutmayı seven onikiyaşında bir çocuk vardı. bir alman kanalıydı. çok bir şey anlamadım. ama karnım ağrıyana kadar güldüm.

20110712

bıkım.

bazı insanlar var, mutsuz oluyorlar diğerlerinin mutluluğundan. ben onlardan bıktım. bazı insanlar var, gözlerini bürümüş dünyevi hırslar. ben onlardan da bıktım. bazı insanlar var, kendilerini "başkalarıneder" olgusuna fena kaptırmış, eğlenmeyi unutmuşlar. onlardan da bıktım. bazı insanlar var, yaftayıönyargıyı pek seviyorlar. onlar tam bir.. neyse.

hiçbir şeyi umursamadan, hayatla ve kendisiyle eğlenebilen insanları çok severim.

20110710

pekuzun. amahüzün.

Bugün eski bir arkadaşla rastlaştık yolda. ikimiz de öylesine bir yürüyüşe çıkmışız meğersem, bir şeyler içelim dedik. gittik oturduk bir yere. laf lafı açtı. sonra bir ara gözlerime çok derin bakışlar atmaya başladı. ne oldu? dedim. sen, dedi, çok değişmişsin ayla. bunu söylerken biraz tuhaftı, nedenini sormaya çekindim. hatırlar mısın bir arkadaş vardı dedi, bu kızın gözlerinde ay var derdi. hatırladım. güldüm. bugün ilk kez içten gülümsedin dedi. baktım yüzüne. öylece bekledim. içimdeki ışığın bir süredir sönük olduğunun farkında olsam da, bunu başkalarından duymayı kabullenemiyorum. o arkadaşı hatırlayınca durum daha da büyüdü gözümde. beni şimdi görse, gözlerimin ferrine hoş olmayan betimlemeler yapardı, eminim. bir an önce toparlanmalıyım.

kıvırcık saçlar ve sıcak ten pek uzakmış meğer. benim hayallerim, onun hayalleriymiş; ben çizemedim, o çiziyormuş evler, binalar. benim hayallerimi almış. geleceğimi çalmış. geçmişimi çalmış. hislerimi, anılarımı.. ama.. yine de gülünce gözleri küçülüyormuş. yine sıcacık. 

birini hiç tanımadan özlemek bu olsa gerek.

20110701

öyle.

hep o çok hoşuma giden şarkılar, senin de hoşuna gidecek. o adını bilmediğim güzel şarkıları paylaşacaksın benimle. hatta o beceriksizce titreyen ellerini bana uzatacaksın. sıcakmış da ellerin, diye geçireceğim aklımdan. sonra yüzüme muzır gülücükler saçacaksın. ama henüz dakikalarcasessiz oturamadık birlikte. çünkü sadece birbirlerini çok seven insanlar dakikalarcasessiz oturabilirler. tuhaftır ki ben, yine de elimi saçlarına uzatmak isterdim. bir yerlerden rüzgar eserken, ben daha da isterdim.

ben bugün pek mutlu oldum. tek endişem radyonun cızırtısıyla uyanmak. onca mesafe varmış aramızda diye düşünüp durdum. ama senin varlığın doğru mu, onu da bilmiyorum.
  
~ sen kim bilmiyorum.