20141208

mis-in.

ah duygular. bir bir birikiyorlar. taşıyorlar. yüzümün çok güldüğüne bakma sen. hangi gülümsemenin gerçek olduğunu nereden bilebilirsin. bilebilir misin. gülümsemenin nasıl koktuğunu. senin gülümsemenin.

~ senin o mis gibi kokan gülümsemelerin.

20141106

güneş.

Güneş gibi bir insanmış dediler. zıpırcık göründüğüne bakma, o iyiliklerle doludur. bir insanın ruhunu görmek isterseniz, gözlerine bakın. bakarken görün. insanlar o gözlerde, çok şeyler saklıyor. kimileri yalvarıyor bakışlarında. yardım, bir yardım. içinde öylesine acılar, pişmanlıklar. hepsini silip atmak, atarken sırtladığı onca yükü kaldırabilmek için elinden tutacak birine duyduğu ihtiyacı haykırıyor. kimilerinin elinden tuttuğum doğrudur. dayanamayıp. dayanamamayıp. evet işte, ben öyle bakışlar gördükçe, pek dayanamıyorum. öylesine yoğunlarken. acılar hep içimde, sanki bendenmiş gibi. paylaşalımbitsingibi. ama öğrendiğim şu ki, öylesine acılar paylaşarak bitmiyor. yayılıyor. yayıldıkça çoğalıyor. benim içimde büyüyor. içimi büyütüyor. sonra bir hüzün seli alıp başını gidiyor.

Güneş gibi bir insanmış dediler. inanıyorum. güneş gibi bakışları, görüyorum. fakat düşünüyorum, onca acılı insandan sonra, güneş gibi ışıl ışıl bakışlara hazır mıyım. mutluluğu mu unuttum. neden reddediyorum. neden istemiyorum. korkuyor muyum. lanet olsun bu seneye. lanet olsun geçen seneye. lanet olsun yirmiüçyaşına. lanet olsun. lanetler olsun. doğduğum günden beri başkalarının acılarını sırtlarken, kendi acılarımı içime atmış olmama lanetler olsun. kimselerle paylaşmamış olmama. ömrüm bu kadarmış demek ki. daha fazla gidemiyormuş. ben otuzu bulurum derken, sağlığım elverir mi. bunca acıyı, şu ufacık vücudum kaldırır mı. ne kadar kaldırır. eskiden lanet okumaya korkan ben. bana neler oldu, bilmiyorum. bana neler oluyor, bilmiyorum. çok mu kötü şeyler oluyor. allahım bana neler oluyor. aynaya bakmaya korkuyorum. kendi gözlerimde, onca acıyı gördüğümde, neler olacak. korkuyorum. birine onca acıyla bakmaya korkuyorum. beni görmesinden korkuyorum.

Güneş gibi bir insanmış dediler. öyle sanırım. güneş gibi bakışlarını unutamıyorum. biraz daha baksam ben de kapılacaktım biliyorum. merak ediyorum, gördü mü beni. gözlerimden görürse ya beni. içimi görürse. bir ben daha olması mümkün mü şu dünyada. beni nötürler mi. birbirimizi aydınlatır mıyız. ben, o henüz tam gelmeden, gittiği günün ertesi gibiyken.

"Herkes
Biraz olsun gecikirdi..
evine,
sevgilisine,
yalnızlığına.."

Çok mu geciktin, güneş. çok mu.

20140503

manilüle.

Öylesine emin konuşmuştu ki. ürperti ensemdeki tüylerin her birine baştan uca yayıldı. ağzından çıkan sözler bir kenara, gözlerindeki keskin kararlılık ve bakışın altında ezildiğimi hissettim. 'aşk, yeryüzündeki bütün aşklar, dudaklardan döküldüğü an yarım kalmaya mahkumdur', diyordu. içinde yaşadığın her an, aynı zamanda nasıl onca acılıyken bir o kadar güzelse. öyle kalmalıydı. bense, bu sözlerin doğruluğuna henüz erişebilmiş değilim. aşk, sevgi. yarım bırakıyor olmak, yarım kalmış anlamına mı gelirdi? sözlerini doğru özümsediğime emin olamadım. etkisini her ne kadar fazla hissetmiş olsam da, emin değildim işte. eğer yarım kalmaktan kastı, bitmesinden önce vazgeçmekse. aşktan vazgeçebilir mi insan. bulmuşken, öylesine kolay olabilir miydi. hayır mı. peki, öyleyse bu bir aşk değil bir yanılsama demeli.

aklıma ne geldi. 

küçük bir kızken, çok eskiden, aşkın ne olduğunu merak eder, hissetmek isterdim. insanlar, neden durup dururken aşık oluyorlardı. durupdururkenaşık. gözleri farklı bakıyor, elleri sımsıkı tutuyordu bir başka insanı. ilgimi istediğim bir şeye yönlendirebilme becerimi ilk o zamanlar keşfetmiştim. ilginçtir ki, kendimi manipüle etme becerim yine kendimi hayran bırakıyordu. içimde bambaşka bir kız olabileceği gerçeği beni hep, hem korkutmuş hem de heyecanlandırmışken, kendimi o an ne istediğime verip düşünmemeye çalışıyorum. düşünmemeli zamanların tadı enfes. düşünmemeli zamanların kokusu mis. eskiden, sevdiğim adamın aklına geldiğimde iki elimin ve iki gözümün onu yaşamamaktan kurtarmasını dilerdim. öylesine saçma ve çocukça bir dileğe doğru, eski bir dosta duyduğum hislerden fazla bir şey kalmadı geriye. şimdi bir tek, ufacık minicik bir dileğim var. o da ağzında binlerce güneşin tadı.

çabuk ol vakit dar, uçaklar kalkıyor.

20140207

sersis.

- küs müyüz?
- hayır.
- eskisi gibi olabilir miyiz?
- ..

bir yaz günü tanışıp alıştığım fakat pek çabuk ayrılmaya mecbur olduğum bir insana veda etmiş gibi bir his yaşamıştım. alışma vaktinde hissettiğim onca güzellik. her geçen gün midemde uçuşan kelebeklerin kıpırtılarıyla gamzelerimin gıdıklanması. insan böylesine anlarda yaşarken, sonrasını düşünmüyor. işte o bir yaz günü öncesi, sonrasına öyle pek vakıf olmayan beni ne kadar düşünsem de hatırlayamıyorum. unutmak ve hatırlayamamak farklı şeyler. unutmak her ne kadar tercihim olsa da, nedense hep bir hatırlayamamak beni mahsur bırakmıştır. bugün, elimde güzel bir kitapla yatağıma uzanmış, üzerimde ince mavi battaniyem, sıcacık kaloriferime sırtımı dayamışken aniden o hissi tekrar yaşadım. onca sıcaklığın arasında, içime bir ürperti yayıldı. onca huzurum dağılıverdi birden. hissettiğim, hüzün değildi fakat gözlerim doluyordu. bunca duygulu bir insan olmaktan tiksiniyordum. hal bu ki, kendimi eğitmiştim. ya da öyle olduğunu sanıyordum. doğduğumdan beri yaptığım şeydi bu. öylesine sıkı bir disiplin, öylesine sıkı bir tembih. kendi duygularımın farkına vardığım ilk andan beri, kendi kendimi içine soktuğum sonsuz diyet. lanet olsun ki, kendi beynim kendini eğitecek kadar yeterli değilmiş ki, o ürperme bütün vücudumu sarıverdi. aniden. şimdi düşünüyorum da, sanırım kendimi çok fazla suçluyorum. çok fazla sınırlıyorum. kendi içimde sahip olduğum o hülyalı huzur sisinin arasına karışıp, bütün uzuvlarıyla, hararetle ve büyük bir inatla, o sisi dağıtan insanlara kötü şeyler söylemek istiyorum. fakat sonra, ister istemez sıkılıp vazgeçiyorum. 

bir yaz gününden bu yana, onca zaman geçmişken, onca güzel şarkıyla sisimi bulandıran insana atfederek, huzurumu bende bırakmasını fısıldıyorum.

20140126

pişmanlar.

Benimle şarkılarını paylaştığı sırada tanıştık. onu ilk gördüğümde dikkatimi çeken gözleri'ydi. sonra beyaz tişörtünün yaka kısmından sarkan bir çift kulaklık. gözleri sıcaktı ve gülünce küçülüyordu. mavi huydur bende, peki. ama mesele, mavilikleri değildi. o'nun gibi bakmıyordu. o kim bilmiyordum. hala da bilmiyorum. o zamanlar, ellerinde hiç olmamış olsam da kalbinde bir yer edindiğimi söyleyebilirim. ellerimde hiç olmamış olsa da, geçen her günümüz, arka planda çalan terry jacks şarkılarıydı. ve son vaktimizde, hiçolmadığımelleri'nden kayıp giderkenki kararsız duruşunu hiç unutmadım. sonraları pişmanlıklarla geldiğinde bile. anidenleriyle. çalkapılarıyla. çatkapılarıyla. sonra durdukyereleriyle. o, yağmurlu gecelerde kapımı çalan bir suçlu gibi, her seferinde aflar dilerken, bir zamanlar pek sahiplendiği kararsız duruşundan başka bir şey düşünemiyordum. 

sonra ne mi oldu. 

geçti. insan ne yaşarsa yaşasın, geçiyor. bazen öyle şeyler yaşıyor ki, sanki canı çıkmış gibisine. öylesine anlar. çıkan can gelir mi diyorsun. gelir. tıpış tıpış gelir. şu hayatta ölümü yaşıyorsun, o bile geçiyor. ille senin ölmen gerekmiyor. şimdi, şarkılar tekrardan çalarken kapımı, kendimi hayata bırakma kararı aldım. o'na da söylediğim şeydi bu. yanlış olup olmadığını bilmiyorum. sanırım, içinden geldiği gibi davranmak en iyisi. tek çekinmem, bir zamanlar yanında hissettiğim huzura tekrar erişebilmek kaygısıyken, elmalı turtalar ve çilekli pastalarla geçen günler yüzümü güldürüyor. ve şimdilik yeterli geliyor.

ama yine de bahara bir dilim mavi var, son çeyrek biraz hüzünlü olur. olsun.