20100817

istasyon

Koca bir haftadır pijamalarımı hiç çıkarmadan, saçlarımı hiç umursamadan, odamın dağınıklığını hiç dert etmeden, sadece abur cubur ve bilgisayar oyunlarıyla yaşıyorum.
Öylesine mutluluk mu hissettiğim? Zaman mı öldürmek istiyorum? Sevgilimden ayrıldım diye kendimi meşgul mü ediyorum? (sevgilim yok). Yoksa ders-iş meseleleriyle boğuşmadığımdan keyfime mi bakıyorum?

Hayır bilemedin. Hiçbiri. Sadece canım böyle istediği için bir haftadır içimden ne gelirse onu yapıyorum. İçimden vücudumun istediği saatte kalkması, istediği saatte yemek yemesi ve istediği kadar oyun oynaması geçiyor. Açıkçası şuan hissettiklerim sanki sonsuza kadar bu şekilde devam edecekmiş gibi. Ama tabikide bu bir şekilde son bulacak. Ne yazık ki..

Aynaya bakmaktan tırsıyorum şuan. Keşke yağmur yağsa. Pencereler ne kadar kirlenmiş. Bir şeyler mi yesem. Nete girmiyorum ne zamandır da. Aman bir sürü saçma insan. Çoğu hep orada zaten, kazık çakmış resmen msn'e. En iyisi kitap okuyayım. Uf, elimde okunmadık üç kitap var ve üçünü de hiç okuyasım yok. Kitapçıya gidesim yok. Ne zamandır Jane'i almadım elime. Hımm. Hah işte. Bay Rochester'la en sevdiğim diyalog.. Okumak. Okumak. Okumaya devam. Eğlenmek. Pek çok.. Uuhuuu kaç binyüzyıldırokuyorum acaba?

Avuç içim kitabın kapağında gezinirken derin bir nefes alıyorum. Veriyorum. Yüzümdeki gülümseme bir süre kalıyor yanaklarımda. Of fazla tıkıldım eve. Güzel bir duşa girmenin zamanı artık. Japon çiçeği kokulu duş jelimi özlemişim. Duştan çıkıyorum. Saçlarım ne kadar uzamış öyle. Tarıyorum. Acıyor. Dökülüyor. Dökülenlere büyük bir hüzünle bakıyorum. Kıyamıyorum.. Kurutuyorum. Giyiniyorum. Gözüm sırt çantama kayıyor. İçine birkaç kıyafet.. Birkaç kişisel eşya atıyorum. Çıkmadan mutfağa uğruyorum. Çıkarken aklımdan geçiyor; döndüğümde son quest'i de tamamlayıp oyun kariyerimi zirvede bırakacağım. Bir "gelip geçici takıntı"m daha son bulacak.

Apartmandan çıkar çıkmaz bir haftalık izole yaşantım oldukça uzak geliyor. Yere sağlam bastığım ayaklarım.. Kaldırımın sertliği.. Havanın yumuşaklığı.. Kol saatim beni şaşırtarak saatin altı buçuk olduğunu söylüyor. Dans eder gibiyim. Kendimi inanılmaz hafif hissediyorum. Rengarenk evlerin yanından geçerken rüzgar saçlarımı uçuruyor geriye. Öne çıkan yüzüm gülümsüyor yine. Adımlarım uyumsuz bir ritim tutturuyor.
Canım tren yolculuğu istiyor..