sabahın dördünde özgüvensizlikten kıvranıyorum ve çığlık çığlığa bağırmayacak kadar gururluyum. odamdayım ve pencere ardına kadar açık. içeri süzülen tatlı esintiyi hissetmeyecek kadar bitkinim. sanki biri içimde konuşuyor. yalnız. yorgun. ona gözlerimi devirip, dil çıkarma hissini bastırmaya çalışırken gözlerim doluyor. ben de yatağıma uzanmış gecenin bitmesini bekliyorum. gündüz bilincine erişmek. belki o zaman daha net düşünebilirim. daha net görebilir ve bana 'dişlerin ne kadar büyük' diyen minik çukulata çocuğa, 'seni daha iyi yemek için' diye cevap verebilirim. sonra bir lokmada biter gider. işin kötü tarafı karnım doyduktan sonra farkına varacak olmam. insanlar günü güneşi özler. ben gecelerde yaşıyorum. ve kimi zaman bunu unutuyorum.