20120308

yalmar.

Geçen bir grup mimar, "blog yazarları genelde yalnız insanlar" diye bir fikir attı ortaya. bir sessizlik, bir ciddiyet oluştu bu cümlenin ardından. haklılar mı acaba dedim. acaba yalnız bir insan olduğumdan ötürü mü yazıyordum ben de. yalnız olmakla neyi kastediyorlardı. bazen yalnızlık hissettiğim yazılar yazıyordum. doğru. konu iyice derinleştikçe, onların yalnızlık kavramıyla benimkinin örtüşmediği kararına vardım. bana göre başkaydı. ne tür bir ortamda olursam olayım kendi düşüncelerime dalınca kopmaktı mesela. diğerleri kadar, ortamın coşkusuna hiçbir zaman tam anlamıyla kapılamamaktı. günün en huzurlu anını, odamda bir başına geçiriyor olmamdı. böyle birbaşına olduğum zamanlarda, sadece anıları, arkadaşları düşünmenin beni mutlu edebilmesiydi. en sevdiğim kitaplardan, artık ezbere biliyor olsam bile, ilk kez okurkenki kadar zevk almamdı. evde içim sıkıldığında müzikçalarım ve hızlı adımlarımla mutlu olabilmemdi. yaz mevsiminden her ne kadar hazzetmesem de, yaz sabahları erken saatte balkonuma çıkıp, çıplak ayaklarımı demirlere dayayarak güneşin ağırmasını beklemekti. çok sık gelip giden tatlı krizlerimi bastırmak için yaptığım kremalı çilekli pastalardı. tırnaklarıma ojelerle şekiller yapmaktı. böyle düşününce, yalnızken cidden mutluyum, dedim. kendi kendime yetebiliyorum demek ki. bağımsız mutluluk. peki ya bağımlı olmak nasıl olurdu acaba? bir gün ille ki bağımlı olacağım birine. insanım sonuçta. nasıl olacak peki. kocaman bir belirsizlik bu. benim için. ne yaparım bilmiyorum. huzurum kaçar diye çok korkuyorum.

"yalnızken birine ihtiyaç duymanın nasıl bir şey olduğu"ndan çok korkuyorum.