20120915

ankagri.

eylülde ankarayı seviyorum. her şehre bir renk verseler, gri olurdu ankara. taş kaldırımlar gri. gökyüzü gri. esen rüzgar gri. insanları gri. bakanlıkları, kızılayı gri. eskiden okullar açılırdı. sabah, erken saatte yataktan kalkmanın verdiği tuhaf hisle başlamaktı her güne. yorgandan çıkar çıkmaz iliklerime işleyen soğukla uyanmak. diğer çocuklar hep bekletir ama ben aynı saatte aynı yerde bir asker edasıyla beklerdim servisi. kollarımı vücuduma dolardım. gri rüzgar estikçe beyaz gömleğimin içine kadar erişir, kanımı dondururdu. ne kadar kalın giyersen giy. gökyüzü gri. boş sokaklar gri. sabahın o köründe güneş bile gri. ama hoşuma giderdi. iliklerime kadar severdim sabahları. o zamandan kalan alışkanlıkla, hala sabah erken kalkar giderim okula. babamla gitmek? bahane belki de. soğuk, gri, ankara. duyduğumda beni derinden yaralayan sözleri var birinin, donuk olmam. belki de doğrudur. belki de eylülde, ankarayımdır. donuk. gerçi bu günlerde hava hayli sıcak. ama gündüz. sabahları yine donuk, yine beyaz gömleğimin içine işleyen soğuk. ben, belki de hiç ankara olmak istemedim. kendim olmak istemedim. ankarayı hiç sevmedim. kendimi hiç sevmedim. belki de ben, sandığm gibi eylülde ankaradan bir parça değilim. belki de tek ihtiyacım, kulağıma bunun gerçek olmadığını fısıldaması birinin. dünya üzerindeki tüm çöllere, bir gecede, tonlarca yağmur yağarmış gibi. yapış yapış. reçel gibi. kayısı reçeli.