İçimdeki hüznün kaynağını bilmiyorum. fakat, kendi içinde hüzünlü bir insanım. yanlış anlaşılmasın, mutluluğu, gülmeyi öylesine severim; hele ki çevremdeki insanlar da benimle gülüyor ise, daha ne isterim. öyle ki tanıştığım her insan potansiyel arkadaştır benim için, gerisi onlara kalır. bu olumlu yaklaşımım, şu hayatta her insanın bana bir şeyler öğretmiş olmasından kaynaklanır. kiminden başkalarını, kiminden kendimi sevmeyi. birini sevmenin nice güzel bir şey olduğunu. kendimi sevmenin nice güvende hissettirmesini. fakat dediğim gibi, kendi içinde hüzünlü bir insanım. hiç yaşanmamış acıları içimde saklarcasına. dinlediğim bazı şarkılar, izlediğim bazı filmler, bildiğim bazı sokaklar. beni öylesine hüzünlendirirler. çünkü onlarla iken, kendi içime dönme fırsatı bulurum. günün koşuşturmacasından uzaklaşırım. kendi içime döndüğüm vakit, öz kendimi hissettiğim vakit. bu nedenledir ki, onları pamuklara sarar, pek güvenli bir yere saklarım. kendimi bulmak için kimi zaman onlara ihtiyaç duyduğum doğrudur. yalnız bu aralar, ne yapsam bilemiyorum. bir şekilde nefes alıyorum. içimdeki inat ve kendimle rekabet duygularım beni ayakta tutuyor. peki. fakat aynı zamanda çok yoruyor. nefes almak istiyorum, kendimi değerlilerime veriyorum. yetmiyor. hayatımda ilk kez yetmiyorlar. başka bir şeylere ihtiyaç duyuyorum. kim bilir, malum sekizgününeseri bu duygular. bilemiyorum. ama hissettiklerim bunlar.