20140126

pişmanlar.

Benimle şarkılarını paylaştığı sırada tanıştık. onu ilk gördüğümde dikkatimi çeken gözleri'ydi. sonra beyaz tişörtünün yaka kısmından sarkan bir çift kulaklık. gözleri sıcaktı ve gülünce küçülüyordu. mavi huydur bende, peki. ama mesele, mavilikleri değildi. o'nun gibi bakmıyordu. o kim bilmiyordum. hala da bilmiyorum. o zamanlar, ellerinde hiç olmamış olsam da kalbinde bir yer edindiğimi söyleyebilirim. ellerimde hiç olmamış olsa da, geçen her günümüz, arka planda çalan terry jacks şarkılarıydı. ve son vaktimizde, hiçolmadığımelleri'nden kayıp giderkenki kararsız duruşunu hiç unutmadım. sonraları pişmanlıklarla geldiğinde bile. anidenleriyle. çalkapılarıyla. çatkapılarıyla. sonra durdukyereleriyle. o, yağmurlu gecelerde kapımı çalan bir suçlu gibi, her seferinde aflar dilerken, bir zamanlar pek sahiplendiği kararsız duruşundan başka bir şey düşünemiyordum. 

sonra ne mi oldu. 

geçti. insan ne yaşarsa yaşasın, geçiyor. bazen öyle şeyler yaşıyor ki, sanki canı çıkmış gibisine. öylesine anlar. çıkan can gelir mi diyorsun. gelir. tıpış tıpış gelir. şu hayatta ölümü yaşıyorsun, o bile geçiyor. ille senin ölmen gerekmiyor. şimdi, şarkılar tekrardan çalarken kapımı, kendimi hayata bırakma kararı aldım. o'na da söylediğim şeydi bu. yanlış olup olmadığını bilmiyorum. sanırım, içinden geldiği gibi davranmak en iyisi. tek çekinmem, bir zamanlar yanında hissettiğim huzura tekrar erişebilmek kaygısıyken, elmalı turtalar ve çilekli pastalarla geçen günler yüzümü güldürüyor. ve şimdilik yeterli geliyor.

ama yine de bahara bir dilim mavi var, son çeyrek biraz hüzünlü olur. olsun.