20140503

manilüle.

Öylesine emin konuşmuştu ki. ürperti ensemdeki tüylerin her birine baştan uca yayıldı. ağzından çıkan sözler bir kenara, gözlerindeki keskin kararlılık ve bakışın altında ezildiğimi hissettim. 'aşk, yeryüzündeki bütün aşklar, dudaklardan döküldüğü an yarım kalmaya mahkumdur', diyordu. içinde yaşadığın her an, aynı zamanda nasıl onca acılıyken bir o kadar güzelse. öyle kalmalıydı. bense, bu sözlerin doğruluğuna henüz erişebilmiş değilim. aşk, sevgi. yarım bırakıyor olmak, yarım kalmış anlamına mı gelirdi? sözlerini doğru özümsediğime emin olamadım. etkisini her ne kadar fazla hissetmiş olsam da, emin değildim işte. eğer yarım kalmaktan kastı, bitmesinden önce vazgeçmekse. aşktan vazgeçebilir mi insan. bulmuşken, öylesine kolay olabilir miydi. hayır mı. peki, öyleyse bu bir aşk değil bir yanılsama demeli.

aklıma ne geldi. 

küçük bir kızken, çok eskiden, aşkın ne olduğunu merak eder, hissetmek isterdim. insanlar, neden durup dururken aşık oluyorlardı. durupdururkenaşık. gözleri farklı bakıyor, elleri sımsıkı tutuyordu bir başka insanı. ilgimi istediğim bir şeye yönlendirebilme becerimi ilk o zamanlar keşfetmiştim. ilginçtir ki, kendimi manipüle etme becerim yine kendimi hayran bırakıyordu. içimde bambaşka bir kız olabileceği gerçeği beni hep, hem korkutmuş hem de heyecanlandırmışken, kendimi o an ne istediğime verip düşünmemeye çalışıyorum. düşünmemeli zamanların tadı enfes. düşünmemeli zamanların kokusu mis. eskiden, sevdiğim adamın aklına geldiğimde iki elimin ve iki gözümün onu yaşamamaktan kurtarmasını dilerdim. öylesine saçma ve çocukça bir dileğe doğru, eski bir dosta duyduğum hislerden fazla bir şey kalmadı geriye. şimdi bir tek, ufacık minicik bir dileğim var. o da ağzında binlerce güneşin tadı.

çabuk ol vakit dar, uçaklar kalkıyor.