"çok yeşil.."
uykumda sayıklar dururmuşum.
annemden ayrı geçirdiğim ilk kocaman yaz'dı. bilmemkaçmetrelerce yükseklikte, gözün alabildiğine yeşil. tahtadan, taştan bir ev. güneş battıktan sonrasını hiç hatırlamam. sanki hep gündüz vaktiydi. o kocaman yaz boyu, çok yalnız hissettiğimi hatırlıyorum. elimde ahize, döktüğüm gözyaşlarını. içime öylesine oturmuş. ipiçime. aslında, kimi zaman çok da mutluydum. tüm günümü kelebek yakalayıp onlara yaprak beslemekle, çamurlara bata çıka ormanda gezmekle geçirirdim. parmak ucu kadar dağ çilekleri toplardım. dünyanın en güzel tadına sahip çileklerdi. ama bir yandan hüzünlüydüm de. garip birkaç aydı işte.
mavi huydur ya bende. masmavi bir ruhla çıktı karşıma. bir de, mis gibi mavi kokuyor. fakat gözleri yeşile bürünmüş. nadir ve çok yeşil. içime işliyor. o'nu ilk gördüğüm an anladım. hep anlarım diyordum ya. işte, öyle anladım. hani kirpiklerinde ıslaklık diyordum. ıslak değillerdi. uzundular. gülümsedim o'na. gülümsememe karşılık verdi. gülünce küçülüyordu gözleri. öylesine tatlı. gülümsememek elde mi. gözlerimden taşan alevi farketti mi, merak ediyorum. hal bu ki, ben, böyle hissedeceğimi hayal dahi etmezdim. yanaklarım kızarmıştır mutlaka. yüzüm sıcacık oldu da, farketti mi bilmiyorum. o bunu benim hayallerimdeki gibi algıladıysa da, aslında, o'na öylesine bir hayal kırıklığıyla baktım. şimdi günler geçiyor, onu kerelerce görüyorum. sevgim büyüyor. bir yandan da öylesine kızıyorum. bütün hırsımı bir bir çıkarmak istiyorum. git, demek istiyorum. git. sen başka gülümsemelere dokunmayı huy edinmişsin. pasparlak hediyelerini dağıtmışsın. kendi mutluluğum bile umrumda değil artık. o'nu öylece bırakıp gitmek istiyorum.
kimi kandırıyorsam. o'nu bırakıp gitmekten bahsediyorum. ne kadar aptalım. onca bekleyişten sonra bile, o'nu öylece bırakma planları kuruyorum. bensiz geçirdiği her bir günden nefret ediyorum.
kendimi susturmak istiyorum.
~ dürüst olmalıyım; öyle bir yönü var ki yeşilin, orada durup yaşayasım geliyor. yaşıyorum.