Gözlerim kapalıydı. güneşin tatlılığı inatla göz kapaklarımdan içeri süzülmek istiyordu. o an hiçbir şey düşünmüyordum. güneş hücrelerimdeydi. zihnimdeydi. tenimdeydi. henüz bilmediğin bir şeyi düşünemezdin. tıpkı bir fikri öpmeye çalışmak gibi. bir fikri öpemezsin. onun yüz hatlarına ulaşmayı istemek. gülünce küçülen gözler ne kadar da geçmiş'ti. o an hiçbir şeyi düşünmüyordum. bunların hiçbirini düşünmüyordum. oysa ki şimdideyim. şu an'da. gözlerim böylesine nemliyken ve göğsüm onun yokluğuyla nefes almamı zorlaştırırken o ana gitmek istiyorum. bu kadar umutsuz bir romantik olmanın verdiği melankoli. anlamıyordum. insanlar birbirlerini bu duygularla sevmeden nasıl her gece yan yana uyuyabiliyorlardı. anlamıyordum. o'nun var olduğunu biliyorum. o nerede bilmiyorum. tam yirmi dokuz yıldır o'na ulaşmanın hissine ulaşmanın yoksunluğunu yaşıyorum. bu acı. bu gibi anlarda beni öylesine korkutan. o'nun var olduğunu biliyorum.
her şey yok olup yalnız o kalsa, benim varlığım yine devam ederdi; her şey yerinde kalıp yalnız o ortadan kaybolsa, dünya bana büsbütün yabancı olurdu.
~diyordum ki, ruhlarımız. her neden yoğurulmuşsa ikimizinki de aynı.