Bu dördüncü arayışı ve aynı cümleleri kurarken gerçekten sıkıntı duyuyorum. Ciddi anlamda bir kriz daha geçirebilirim. Aslında dün başıma gelen olayı tam "kriz" olarak nitelendirmem doğru olmaz. Belki şiddetli bir ağrı. Fakat kesinlikle kriz falan değil.
Kalbimle ilgili problemlerim ta ilkokul dönemime dayanıyor. Bunun ne kadar ciddi bir sıkıntı olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Hayır, bana çok acı çektirdiğinden değil. Çevreme verdiği gerginlik ve gereksiz üzüntüden dolayı. Hasta psikolojisine hiç girmedim. Ailemin içinde bulunduğu psikoloji, açıkçası kendimi düşünmekten çok onları üzmemek için çabalamaya itti beni. Bu durumdan kurtulmak zor çünkü mesele kalp olunca durumun tamamen çözülmesi gibi bir olasılıktan bahsedemezsin. Dıştan bakıldığında oldukça sağlıklı ve yaşıtlarıyla uyumlu bir görüntüm olabilir fakat sürprizin ne zaman geleceğini kestirmek mümkün değil. Ama üzülmeyin. O kadar da çaresiz değilim. Kendimi bir şeylere fazla kaptırmamam gerekiyor. O kadar. cık..
"Lütfen artık endişelenmekten vazgeç. Şimdi kapatmam gerek, babam beni bekliyor."
Önceleri çevreme pek belli etmediğim küçük sızı ve ağrılar vardı. Beni ciddi anlamda şaşırtan bir haber almamla ilk krizimi yaşadım. Annem ve babamın ayrılma durumu o zaman benim için gerçek bir şok haberiydi.
Babam odaya girerken yüzümün oldukça kızardığından eminim çünkü kendimi ciddi bir suç işlemiş gibi hissediyorum. Yüzündeki ifadeden kaygı ve sinir akıyor. Siniri tabiki bana değil. Ne zaman öyle oldu ki?
"Tatlım kendini nasıl hissediyorsun? Eğer iyiyim diyorsan hemen şimdi eve gidebiliriz. Doktor istersen bir-iki gün rapor verebileceğini söyledi. Belki bir süre okuldan uzaklaşmak istersin.."
"Hayır, gerçekten. Bu çok gereksiz." Utanıyordum. Yeterince sorun olmuştum zaten uzatmaya ne gerek vardı ki? Kendime gelir gelmez eve koşabilirdim. İnsanların fazla ilgisinden hoşlanmıyorum. Buna alışkın olduğumdan değil. Tam aksine. Babamla yalnız geçirdiğim yedi seneye şöyle bir baktığımda en çok hoşuma giden şey ikimizin de birbirimizin işine burnunu sokmaması. "Peki." Tek kelime. Çok fazla mızmızlanmama gerek yoktu. Babam beni son derece iyi tanıyordu.
Eve doğru giderken bir şeyden oldukça emindim. Bay telefondaki kaygı beni kapıda bekliyor olacaktı. Belki elinde bir demet.. papatya olabilir. Evet.
Bay telefondaki kaygı gerçekten kapıda bekliyordu. Fakat elinde bir buket gülle. Igh. Her şeyin başlıca nedeni, en klişe şekilde geçmiş olsuna gelmiş havasındayken bir yandan babama ne diyeceğimi düşünüyordum. Bir açıklama gerekiyordu.
"Merhaba.." Ürkek bir gülümseme. "Eve döneceğini söylediğinde seni burada beklemeye karar verdim. Sürpriz olur diye düşündüm." Ürkek bir gülümseme daha. Babam arabanın orada bir şeylerle uğraşıyor gibiydi. Bay telefondaki kaygı'yı pek umursuyor görünmüyordu. Tekrar ona döndüğümde gözlerinde ciddi bir samimiyet aradım. Ama orada sadece beklenti vardı.
"Teşekkür ederim." Çiçekleri aldım. "Biraz yürüyüşe çıkmak ister misin?" Şaşırdı. "Emin misin? Henüz yeni.." Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. "Hayır, önemli değil. Kendimi gerçekten iyi hissediyorum."
Eve döndüğümde babam buzluktaki köfteleri kızartmaya koyulmuştu. Ellerimi hızlıca yıkadıktan sonra yanına koşup patatesleri doğradım. Bir tencere makarna suyu koyduktan sonra televizyonun karşısına geçerek yemeğin pişmesini bekledik.
Akşam yatmadan güzel bir duş aldıktan sonra kendimi doğrudan yumuşacık yatağıma attım. Tüy kadar hafif hissediyordum. Bay telefondaki kaygı birkaç günlük melankoliden sonra kendine gelecekti. Büyümek için zamana ihtiyacı vardı.
Ertesi gün okula büyük bir keyifle gittim. Bir gecelik hastane tecrübemden dolayı ziyarete gelemeyen arkadaşlarım kaygılı gözlerle beni bekliyordu. Dersten sonra Arka Bahçe'ye gittik. Açık büfe tadında self-servisi seven gençliğin en uğrak yeri.. Hiç utanmaksızın -ki neden utanayım- tabağımı yemeklerle tepeleme doldururken o kalabalıkta tatlı büfesine ulaşabilmek için ciddi kişisel çaba harcadım. Tabağımda tatlıya yer kalmadığını kabul etmemek için direnirken "bay utanmadan sırıtan" salata reyonunda boy gösterdi. Tabağıma sırıtarak bakması beni rahatsız etmişti. Ona burun kıvırıp kasaya yönelirken göz ucuyla tatlılara saldırdığını gördüm. O uyuz çatalıyla sanat eserlerini telef ediyordu. Paramı öderken karşılaştığım birkaç arkadaşla lafa daldım. Masaya döndüğümde bay utanmadan sırıtanı yerimde oturur buldum. Kızlarla gayet hoşsohbet bir vaziyetteydi. Gözüm seyirmeye başladı. Hiç istifimi bozmadım. Zaten tabağımı karşıma alır almaz tüm dünyayı unuttum. Her şeyi silip süpürdüğümde mutlu bir şekilde sırtımı sandalyeye yasladım. Dinlediğim kadarıyla bay utanmadan sırıtan başka bir üniversitede okuyordu. Kızlar burada zaman geçirmek için bir şekilde onu kampüse sokmayı başarmıştı. Yurtta kaldıklarından ötürü veletle durağa gitme görevi bana verilmişti. Babamın daha dersi olduğundan ve eve çabuk varmak istediğimden durumu kabullenmek zorunda kaldım. Bay utanmadan sırıtan trenle gitmeyi teklif etti. Bu istasyona gitmek için kampüsün bir kapısına yürümek zorunda olduğumuz anlamına geliyordu. Açıkçası çok şirin bir veletti. Ondan ciddi anlamda hoşlanabilirdim. Yol boyunca oldukça keyifli sohbet ettik. Sinemayla ilgileniyordu. Neredeyse binden fazla film izlemiş izlenimi verdi bana. Oldukça tecrübeliydi. Sevdiği yönetmenlerden ve repliklerden bahsederken kendinden emin fakat hayal aleminde gibiydi. Beni resmen büyüledi. Birgün çektiği bir filmde oynayabilirmişim. Buna güldüm. Gülüşümle ünlü olabileceğimi söyledi. Kızardım. Sempatikliği insanlar çekici bulur, dedi.
Eve vardığımda çok gülünç bir mutluluk vardı içimde. Aşık olmuştum. Ne yazık ki o yarın okuduğu okula geri dönüyordu. Daha doğrusu ülkeye.. Birkaç yıl boyunca gelmeyi de düşünmüyormuş. Gülerek ekledi. "Fakat son yarım saatte kafamı son derece karıştırmayı başardın."
Yalandan kim ölmüş?
Bazen her şey sizin bildiğiniz filmlerdeki gibi sonlanmaz. Ama merak etmeyin dramatik bir son da yok. Sağlığım gayet yerinde. Sadece.. Kalbim kırık.
Bazen her şey sizin bildiğiniz filmlerdeki gibi sonlanmaz. Ama merak etmeyin dramatik bir son da yok. Sağlığım gayet yerinde. Sadece.. Kalbim kırık.