20101114

şintoy.

Elmalı turta. En sevdiğim. Ama tadını alamıyordum. Karşımda en samimi gülüşüyle bana bakarken kendi turtasına bir güzel yumuluyor. Düşüncelerimi toplamaya çalışıyorum.

Gece. Havada asılı kalmış yalnızlık. başım gökyüzüne uzanmışken elimi buluyor eli. seninkiler kadar sıcak değil elleri. şehrin kirli havası örtmüş yıldızları. boğazımda kötü bir tat. pişmanlığın tadı. ona dönünce gözlerindeki yıldızlarla karşılaşıyorum. suçluluk ve huzur duygusu bir arada barınır mı? ben dudağımı ısırırken eliyle çocuk parkını işaret ediyor. "Gel hadi.." o elimi çekiştirirken, itiraz etmiyorum. dolup taşan heyecanına kapıldığımı sanıyorum bir an. salıncağın yanında duruveriyoruz.

O hala elmalı turtasını yerken birden bire çıkıveriyor sözler ağzımdan.

Başka bir gece. boydan boya kahve ve yeşil tonlarda döşeli, loş bir odadayız. pencerenin önündeki kahve kanepenin iki ucuna tünemişiz. ben yağmuru izlerken, o beni izliyor. dağınık toplu saçlarımda geziniyor gözleri. komik bir şey söylüyor. gamzelerimde geziniyor gözleri. sonra ben yağmura dalıyorum tekrar. hüzünlü gözlerime dikiyor gözlerini. gözgöze gelince okuyabilse keşke gözlerimi. gözleri seninkiler kadar işlemiyor içime.

Turtasını unutmuş bana bakıyor. ben arkamı dönüp giderken, yaptığımdan ötürü alacağım cezayla seni bile göremeyebileceğimden korkuyorum. sen kim bilmiyorum.

Dört sene mutlu ettim onu, o kadar.

düz saçlı, beyaz tenli değildi. elleri soğuk muydu. gözleri gülünce küçülmüyor, uzun kirpikleri ıslanmıyor muydu..

çünkü o sen değildi. sen kim bilmiyorum.