Dışarıda kar var. lapa papa. ben elimde kahve, üzerimde uzun, gri, örgü hırkam, pencerenin kenarına tüneyip sokakları izlemek yerine; birden basan sıcağın etkisiyle, mutfağa doğru limonata yapmaya yollanıyorum. pijamamın uzun paçalarını sürüyerek yürürken ayağım ayakkabılığın yanında duran şemsiyeye takılıyor. merakla onun orada ne aradığına bakıyorum. çünkü ben şemsiye kullanmam. uzamış kahküllerim gözümün içine girme teşebbüsündeler. mutfak soğuk. mutlu güneş yüzlü bardağımı bulamıyorum. ah, işte yine makinede. tabi ya. diğer bardaklar aynı yüze sahip değilseler bile, pozitif enerjilerini hissetmemek mümkün mü. limonatadan vazgeçiyorum çünkü sıcağın nedenini kavramış bulunmaktayım. sanırım yine yatağıma sığınıp mp3 üme gömülüceğim. artık "jane eyre" in tatlı cümlelerini okumaktan aynı zevki alamaz oldum. tüm kitabı neredeyse ezberlediğimdendir belki de mesele. sanırım şu sıralar onun kadar etki yaratacak bir kitap buldum ve yine sanırım bu kitap beni çok daha farklı bir yöne sürükleyecek ve tabi - hayır cümlem bitmedi- tamam, her neyse.
aslında biraz ders çalışsam hiç fena olmayacak.