hayatım boyunca en iyi yaptığım şey oldu gülmek. en kolay, en masum. sıkıntı yaşadığım anları atlatabilmek için elimden geldiğince kullandım onu. ne denli kullanışlı bir araç olduğunu keşfeden azınlıktan biriyim. öylesine basitti ki. sadece dudaklarımın kenarları yukarı doğru kıvrılıyordu. birkaç adet kasın kasılması. ve ardından gelen onca hoşluk. gülümseyişime insanların karşılık vermesi, hemen hemen her seferinde hem de. mutlu oluyorlardı benimle. ve daha başka birkaç şey daha. hatta bir gün birisi bana gülmek biftek yemek kadar karnını doyururmuş insanın dedi. tuhaf dedim. biftek diyince aklıma looney toones çizgi filmlerinde, o şapur şupur yenilen kırmızı et parçası gelir. sonra bitince, ortasındaki beyaz kemiğin öylece kalakalması. tabi gülmek için mutlu olmak gerekmiyor illa ki. çoğu zaman kendimi mutlu etmek için gülüyorum. bunca zaman insanlar, çok mutlu olduğum izleniminde oldu. değilim demiyorum. fakat, hiç derdim tasam olmadığını düşünen insancıklar tanıdım. her neyse. gülmeye bunca alıştığımdan olsa gerek, tam tersi insanlar çekti beni hep kendine. üzgünlerdi. somurtkandılar. sıkıntılı. üzüldüm onlar için, benim gibi gülmelilerdi. onlara yaklaştım. gülümsemelerine dokunmak istedim.
sandım ki o, kendini kaybetmiş ve sizin sebebinizle kendini arayan, kendiniz gibi biri. sizi salıncak tepesinde yakalayan.
sandım. gülümsemelerine dokunmak istediğim kadar sıkıntılıydı halleri. hal bu ki, çok yanlış yapmışım. en başından beri. tam hissetmezken bile onca gülümsemek. kandırmakmış. kendini. diğerini. annem bana beni anlamadığını söyler durur. "neden kendim gibi mutlu bir gülümsemeye dokunmak yerine, başka sıkıntıları paylaşmak istiyorum?" bilmiyorum. bana ihtiyaçları olduğu hissidir belki de. tıpkı benim gibi bir gülümseyişin, bana neden ihtiyacı olabilir ki. yazık çok yazık. böylesine saçma bir düşünce tarzıyla, senelerimi yemiş bitirmişim. uzunca bir süre farkında bile olmadan.
penelope: benim küçük gizli filmim olarak kalacak olan.