İngiliz edebiyatı görkemlidir. betimleme ögesinden pek hazzetmesem de, ingiliz anlatılarının betimlemeye fazla fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. onca ihtişam, danslar, koca koca perdeli nefis balolar dile gelirken, alacalı kelimeler tane tane cümlelere, bir jane austen üslubuyla, dönüştürülmelidir. tadını gerçekten çıkarabilmeniz için kendinizi kaptırıp hızlı hızlı okumalısınız. bu tip süslü anlatımın oluşturduğu çekici görsellik tabi ki de biz kadınları büyüler. özellikle de onca görkemin içinde, kendini kanıtlayan saygıdeğer centilmenler varken. milyonlarca sıfat içeren uzun ve aksanlı cümlelerin çıktığı dudaklara bakakalır, kelimelerin büyüsüyle daha da yakışıklılaşan çehreyi seyredalarız. haklısınız kızlar, size katılıyorum. bir zamanlar ben de 'jane eyre' okuyup mr. rochester diye veya 'aşk ve gurur' okuyup mr. darcy diye mızıldanarak yerin birkaç santim üstünde süzüldüm. ciddiyet ve samimiyetin bir arada olması kadar, başka hiçbir şey, çekici kılamaz bir erkeği. fakat sözüm şu, lütfen bir dönüp kendinize, güzelce bir, bakın. erkeklerin çoğunu odunlukla suçlamadan önce gerçek bir leydi olup olmadığınızı sorgulayın. insanlara gülümsemeyi sıkıntı olarak gören, burnu havada bir zilli iseniz, lütfen. erkeklerde centilmenlik aramayın. bir de aranızda kimileri var ki, edebiyatın e'sini bilmeden, sadece hollywood filmlerinden takip ettiği romanları orada burada erkeklere karşı savunma aracı olarak kullanıp basitleştiriyorlar. yapmayın nolur. umuyorum ki sizin de döneminiz sona erecek. fakat elinizi çabuk tutun ve bir an önce bitin, lütfen. diyeceklerim bu kadar.
birini çok sevdiğinizde, o sizi çok üzse de onun yanında ağlamak istersiniz. istemeyin. bunu istemek, o ingiliz edebiyatı çakması filmlerde olmalı sadece.