Onun varlığı'nın fikri bile yetiyorken, bazen, mantık dışı da olsa, fazlasını istiyorum.
hani söylemiştim daha önce; 'yanıbaşımdayken bile mesafelerce uzakta gibi'. birkaç gün önce, artık bu şekilde hissetmediğimi farkettim. içimi tatlı, şeker gibi bir his kapladı. önceleri, hep uzakta gibiydi. bakışları. düşünceleri. artık rahatladığını, duygularına gem vurmadığını hissediyorum. kollarını açmış iki yana, çimlerin üzerine bırakmış kendini. rüzgar eserken, saçları uçuşuyormuş. şirin dudaklarında bir tebessümle uykuya dalarmış. huzur. onu tanıdığım ilk andan beri bunu istedim. kendimden çok onun için. dua ettim. çünkü onun, böyle bir rahatlığı hakettiğini düşündüm hep. ve sonunda. peki fazlasını istemek? rahat olması yeterdi, evet. ve yalvarırım sonsuza kadar böyle kalsın. ama içimdeki benciliyet, körolasıca, bırakmıyor yakamı. bencillik mi fazlasını istemek. bilmiyorum. onu pamuklara sarıp bir kutuya koymak, zalimlik mi olur. açıp açıp bakmak sonra. bu zor kullanmak neden diyorum kendime. ben böyle tuhaflaşmadan da bana bakmıyor mu gözleri. tatlı tatlı. onu sarıp sarmalayasım, sevip sevip kutuya koyasımın gelmesi. pf. içim içime sığmazken, duygularım taşıp dilime vuruyor. bu sevgi bana hiç ummadık şeyler yaptırıyor. hal bu ki o, bana şöyle demişti:
"evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim güzelim bir tanem biliyorum da
şimdilik bağışla."