Memnuni diyarında yaşayan parmaktan bir kız idi. kabarık eteklerini savurmak için dönerek süzülürken, etrafa çiçekler saçardı. açelyalar, karanfiller, begonyalar, erguvanlar. çevresindeki her güzel varlık, ona bir tür çiçek bahşederdi. çiçekler savruldukça etrafında kuşlar çipetler, bir melodi bulutu oluştururlardı. o bulutun içinde süzülen parmakıza hiçbir kötülük ulaşamaz, gitmek istediği yoldan onu alıkoyamazdı. günler geçer, yeni varlıklarla karşılaşırken çiçekleri çeşitlenirdi. fakat bilirsiniz ki her güzel şey olduğu gibi kalmaz. her çipet de lezzetli olmaz.
Parmakızımız, günbirgün, o ana kadar karşılaştığı en güzel varlıkla karşılaştı. ona öyle güzel bir çiçek verdi ki bu varlık, bulutu hiç olmadığı kadar genişledi, onu sardı. kızımız, kendini hiç olmadığı kadar güvende hissediyordu artık. fakat bilmediği bir şey vardı. bulutun içinden baktığı ve gördüğü diyar, göründüğünden tamamen farklıydı. bulut onu korurken, yalandan bir dünya seriyordu önüne. parmakız bunun farkında olmadan günlerce süzülmeye devam etti. bulutu büyüdükçe eteklerini daha da çok savuruyordu. bir gün geldi ve çevresindeki bulutun küçülebildiğinin farkına vardı. nedenini anlamak için çok fazla düşünmesine gerek yoktu. çevresindeki güzel varlıklardan biri ayrılmıştı. böylece farkına vardığı şey onu derinden yaraladı ve üzdü. bu nedenle parmakızımız bir süre süzülmekten vazgeçti. vazgeçtikçe çiçekler savrulmadı. kuşlar çipetlemedi. erguvanlar saçmıyordu artık. ve bulut gittikçe zayıfladı. kızımız hüzne düşmüşken etrafındaki varlıklara istediklerini veremedi. günler geçti. varlıklar bir bir istediklerini alamaz oldular. afallamış parmakızımız hangi birini memnun edeceğini şaşırmıştı. neyse ki en önemli varlıklar hala etrafındaydı ve bulutu ayakta tutuyordular. işte o en güzel varlık da orada, yanındaydı. 'sırf o yeter' diye düşündü kızımız. 'sırf o, buluttan bile daha önemli.' fakat günler geçtikçe parmakız varlıkları memnun edemedi. fazlaca zarar gören bulutu, Memnuni diyarının gerçek yüzünü artık ondan saklayamazdı artık. parmakız tüm gerçeğin farkına vardığında eline bir makas aldı ve eteklerini liğme liğme etmeye başladı. çipetler de yoktu artık. hiç kimsenin memnun olmadığı bu diyarda parmakız dizlerini kendine çekti ve başını kollarının arasına aldı. gözlerinden akan yaşlar solmuş çiçeklerin üzerine bir bir, damla dama düşerken, en güzel varlık bile yoktu yanında. kendini bildi bileli melodi bulutunun içinde yaşayan parmakızımızın geldiği hal buydu. en çok değer verdiklerine, aslında hiçbir zaman, verdiği değeri hissettirememişti. kimseyi hiçbir zaman memnun edememişti. çevresindeki yalancı buluta kapılıp öylece süzülerek yaşamıştı.