Çoğu günü ziyan olmuş ve olacak hayatlar yaşıyoruz. İnsan hayatı, iş hayatı, okul hayatı.. Herkesin "kurulu" bir "düzen"i var. Herkesin bir amacı. Çoğumuzun amacı "seçilmiş", bazılarımız da "seçmiş" gibi görünse de aslında seçmeye itilmişiz. Kurulu düzen. Hmm. Şöyle bir bakınca, ne kurması ne de düzeni bir değer ifade ediyor. Etmiyor çünkü kurmak için harcanan emeklerimize bakılsa, geçen onca yılda çekilen sıkıntı ve zahmetlere maruz bırakılmışız, zorunlu kılınmışız. İstemediğimiz çok şeyi yapmış, istediğimiz çok şeyi yapamamışız. İhtiyaçlarımız, isteklerimiz, duygularımız, dileklerimiz önemsiz kılınmış. Gereksiz. Günah. Hor. Utanç. Kınama. Öfke. Engel. Baskı. Dışlama. Önce çevremize sonra kendimize saygımızı yitirmişiz böylelikle. Kurulu düzene uymak için çabalarken birbirimizi ezmişiz, eziyormuşuz, ezecekmişiz.
Yanlış zamanda, yanlış yerdeyim diye yakınıyorum bende böyle düşünmeye başlayınca. İstiyorum ki bugs bunny, tazmanya canavarından kaçarken saklandığı o yemyeşil kocaman ormanın bir köşesinde oturayım hep. Ya da Emre'nin yaptığı mor dağlı, turuncu güneşli resmin içinde gezineyim. Ya da ya da Spirited Away'i gom playerda açar açmaz ekranın içine girim, denizin üstünde çufçuflayan o hıphızlı trenin içine oturim ve pencereden o büyülü ülkeyi izliyim. Oralarda birine zarar verecek olsam, her şey tatlıya bağlanana kadar bitmez maceram. Macera olmasa da burası kadar tekdüze ve acımasız olamaz. Bu kadar gri, bu kadar ıssız. Onca kalabalığın içinde bulandığı kadar bulanmaz midem oralarda.
En çok da Emre'yi alıp götürmek istiyorum. Onun o kendine has masumluğunu, saflığını korumak, hiç zarar görmeyeceği biyere koymak. Bir fanus olsa mesela. Zaman durmuş olsa o fanusta ve o hep şimdiki kadar tasasız ve huzurlu olsa içinde. Olsa olsa.. Keşkeler filanlar.
Hayat bir bardak limonata aslında. Böyle sana verilen limonları yapabileceğin tek şey sıkmak ve seyreltip biraz da şeker katmak. Seyreltmeden içemezsin onu. Tabi az da olsa şekere de ihtiyaç var. Eğer güzel yapabilirsen içtikten sonra rahatlar, serinlersin. Ama her türlü içini de gıcıklatır biraz o ekşi tadıyla. Limonata güzeldir. Hayat da güzel.
- İyimser "Bardağın yarısı dolu" derken, kötümser "Bardağın yarısı boş" der imiş. Ben diyorum ki: Bardak gereğinden 2 kat büyük. Nedir bu şimdi?