- Kusura bakma içerisi biraz dağınık.
- Sorun değil.
Hızla içeri girer kız. Erkek kapıyı kapatır yavaşça. Dönüp bakar içeriye.. Yüzünde sıcak bir gülümseme, gözleri şöyle bir tarar çevreyi. Sarı ışık altında öyle çok aydınlık olmayan oda, mavi desenli duvar kağıdıyla kaplı. Eşyalar sade. Bir kısmı henüz kutularından çıkmamış. Küçük çerçeveli resimler, karşıda duvar dibine dayanmış düzgünce, yerleştirilmeyi bekliyorlar. Ortada bir sehpa. Sehpanın üzerinde bir şapka. Şapkanın üzerinde yeşil bir elma. Erkek sırıtıyor. Köşede yapay bir ağaç. Yaprakları yok. Ama çıplak dallarına kağıttan kuşlar asılmış. Rengarenk ve parlak. Kırmızı kuşlar.. Odanın sıcak sarı ışığı altında hafifçe parıldıyorlar. Başını uzatıyor yatak odasının kapısından. Demir karyolanın yanındaki komodinin üzerinde bir kitap var. Jane Ey.. Görüntünün yerinde açık mavi elbiseli kız beliriyor. Yüzünde belirsiz bir ifade. Gözleri çok yoğun bakıyor. Ama dudaklarında hiçbir duygu belirtisi yok. Mimikleri donuk. Erkeğe dikilen gözleri sabit. Çok sabit. Sanki hipnoz edilmiş gibi yoğun bakışlar. İşte diyor, burası. Dizlerimi kendime çekip başımı gömmek istemediğim yer. Gülümsüyor. Yalnızken yalnızlık hisstemediğim.. Burası, benim sığınağım. Ve ben seni içeri aldım.
Anlamanı bekliyorum. Anladığını biliyorum.
Çünkü sen öylesine çocukluk çağında bir gece rüyamda beliren düz saçlı, beyaz tenli adamsın.
Yine yağmurlu bir günde ıslak saçlarını yüzüme sallarken gülücükler saçtın.
Çünkü sen o düz saçlı, beyaz tenli adamsın.
Yine yağmurlu bir günde ıslak kirpiklerinle yüzüme gülücükler saçtın.
Çünkü sen O'sun. Sen kim bilmiyorum.