20110731

uzak

işte. ruh halime bir şeyler olması hep bu saatlere denk geliyor. gündüz pek bir neşeli, mutluyken, bu saatler resmen duygularımı kemiriyor. hani insanlar bazen hayatlarında büyük izler bırakan olaylar yaşarlar ya. işte o anlardan biri bu saate denk gelecek diye ödüm kopuyor. mesela sen de öyle denk geldin. sıcacık, küçülen gözlerin ve kocaman gülüşün. halbuki ben, öylesine bir günde biryerlere yolculuk yaparken aynı vagonda karşılaşıveririz sanıyordum. ya da yağmurlu bir günde durakta beklerken. ya da şu serin, sessiz sabahın körlerinden birinde gazetecide. seni görünce ellerim titrer, öylece kalırım, sonra sen arkanı dönüp giderken peşine takılıveririm diyordum. olmadı hiç biri.

gökyüzünü daha da seviyorum artık. soluğun içinde gizli çünkü. şimdi koşup penceremi açarım. sen de aç, ver soluğunu. dolayısıyla sana dokunurum. sen kim bilmiyorum.

20110729

en.

Bir gün birisi bana Anna Gavalda'nın "bir aradayız, hepsi bu." kitabını bulup hediye ederse, o gün dünyanın en mutlu insanlarından biri olacağım. yemin ederim. en.

~ gölgelerin gücü adına.

20110723

keliç.

ben milka yoğurtlu-çilekli çukulataya hastayım. bana çok güzel şeyleri çağrıştırıyor tadı. böyle paketini görmek bile beni mutlu ediyor. yemesem bile. başka hiçbir çukulatada böyle değil. tadıyla şekli çok uyumlu bikere. hani bildiğimiz dikdörtgen milka. ama o şekilden başkası olamazdı ona. mesela öyle her zaman da yemem. ya çok üzgün, ya çok keyiflisem. o küçük dikdörtgenleri tek tek kırıp dilimde erittikten sonra, küçük çilek parçacıklarını kıtırdatmak bana tarifsiz bir huzur veriyor.

20110722

geyikmuhabbeti.

ben veletken antalya taraflarına tatile gitmiştik. böyle noel baba kilisesi gibi bir yer vardı. zamanında duvarlara kazınmış tarihi figürler beni çok etkilemişti. işte o gün noel babayı gerçek sanmaya karar verdim. sonra sonbahar oldu. kış oldu. bir gün sabaha karşı odamda uyurken "çın çın çın" sesleri duymaya başladım. bir kere. iki kere. üç kere. sonra ne olduğunu anlamak için kalkıp pencereden baktığımda her yer bembeyazdı. kar yağmış meğersem. işte o an bu sesin noel babaya ait olduğuna karar verdim. o zamanlar hayal gücüm oldukça genişti. halbuki şimdi o "çın çın çın" ın araba tekerleklerinden gelen zincir sesi olduğunu biliyorum.

20110718

ağkeş.

bazen bazı an'lar hiç yaşanmasın istiyorum. böylece pişmanlık olmasın. annem, "yaptığın hiçbir şeyden pişman olma ve hiçbir zaman keşke deme" der hep. halbuki pişman olduğumdan değil. sadece olmamış olsun istiyorum. ama oluyor. bazen ağlamak istiyorum. ama ağlayamıyorum. ben isteyince olmuyor. bu ağlamak beni hep ummadığım anlarda yakalıyor. neyse ki hep de yalnızken yakalıyor. 

20110717

mavizyon.

biri "ben hiç televizyon izlemem." diyince, her seferinde şaşırmadan edemiyorum. hayır, televizyonu çok sevdiğimden ve buna inanamadığımdan değil. bazen yalnızken kendime irmikli tatlı yapıp yanına milyonlarca meyve ve rafıls hazırlarım. hiç üşenmem. sonra da kanepenin bir köşesine ilişir boş bakışlarla televizyona bakarım. evde uydu var bizim. çok acayip kanallar ve programlara denk gelebiliyorsun bazen. mesela bir keresinde yüzünü çeşitli kombinasyonlarla bantlayıp gece komşuları korkutmayı seven onikiyaşında bir çocuk vardı. bir alman kanalıydı. çok bir şey anlamadım. ama karnım ağrıyana kadar güldüm.

20110712

bıkım.

bazı insanlar var, mutsuz oluyorlar diğerlerinin mutluluğundan. ben onlardan bıktım. bazı insanlar var, gözlerini bürümüş dünyevi hırslar. ben onlardan da bıktım. bazı insanlar var, kendilerini "başkalarıneder" olgusuna fena kaptırmış, eğlenmeyi unutmuşlar. onlardan da bıktım. bazı insanlar var, yaftayıönyargıyı pek seviyorlar. onlar tam bir.. neyse.

hiçbir şeyi umursamadan, hayatla ve kendisiyle eğlenebilen insanları çok severim.

20110710

pekuzun. amahüzün.

Bugün eski bir arkadaşla rastlaştık yolda. ikimiz de öylesine bir yürüyüşe çıkmışız meğersem, bir şeyler içelim dedik. gittik oturduk bir yere. laf lafı açtı. sonra bir ara gözlerime çok derin bakışlar atmaya başladı. ne oldu? dedim. sen, dedi, çok değişmişsin ayla. bunu söylerken biraz tuhaftı, nedenini sormaya çekindim. hatırlar mısın bir arkadaş vardı dedi, bu kızın gözlerinde ay var derdi. hatırladım. güldüm. bugün ilk kez içten gülümsedin dedi. baktım yüzüne. öylece bekledim. içimdeki ışığın bir süredir sönük olduğunun farkında olsam da, bunu başkalarından duymayı kabullenemiyorum. o arkadaşı hatırlayınca durum daha da büyüdü gözümde. beni şimdi görse, gözlerimin ferrine hoş olmayan betimlemeler yapardı, eminim. bir an önce toparlanmalıyım.

kıvırcık saçlar ve sıcak ten pek uzakmış meğer. benim hayallerim, onun hayalleriymiş; ben çizemedim, o çiziyormuş evler, binalar. benim hayallerimi almış. geleceğimi çalmış. geçmişimi çalmış. hislerimi, anılarımı.. ama.. yine de gülünce gözleri küçülüyormuş. yine sıcacık. 

birini hiç tanımadan özlemek bu olsa gerek.

20110701

öyle.

hep o çok hoşuma giden şarkılar, senin de hoşuna gidecek. o adını bilmediğim güzel şarkıları paylaşacaksın benimle. hatta o beceriksizce titreyen ellerini bana uzatacaksın. sıcakmış da ellerin, diye geçireceğim aklımdan. sonra yüzüme muzır gülücükler saçacaksın. ama henüz dakikalarcasessiz oturamadık birlikte. çünkü sadece birbirlerini çok seven insanlar dakikalarcasessiz oturabilirler. tuhaftır ki ben, yine de elimi saçlarına uzatmak isterdim. bir yerlerden rüzgar eserken, ben daha da isterdim.

ben bugün pek mutlu oldum. tek endişem radyonun cızırtısıyla uyanmak. onca mesafe varmış aramızda diye düşünüp durdum. ama senin varlığın doğru mu, onu da bilmiyorum.
  
~ sen kim bilmiyorum.

20110624

i wanna walk intothewild.

Nereden başlayacağımı bilemiyorum. en iyisi ortası. mesela hep merak ederim neden her jack london hayranında aynı ilginç, özüne öz özgür havayı sezerim. bilemiyorum. ama seziyorum. aynı hava var hepsinde. hepsinin özgürlüğü kendine öz. ama hepsi özgür. ben de hayranım ona. yalnız bende yok o hava. kendimde sezemiyorum. belki de onlar farklı bir hava görüyorlardır bende. bir kere sormak lazım.
bugün birinin gözlerine baktım. şöyle bir yada 2 saniye sürdü. gördüğüm şey beni aniden midemin tam ortasından vurdu. dedim ki o.. bakışların nedeni ne olabilir. ve neden bana bakıyorlar. nedeni ben miyim. ve birkaç soru daha. sonra nefesim kesildi. ona neler yaptığımı gördüm. bana neden öyle baktığını gördüm. hepsinin nasıl da iki saniyeye sığabildiğini gördüm. ona sarılmak istedim o an. sarılınca her şey geçecek gibi gelir ya. hep öyle hissederim. sarılınca her şey geçecek.

20110613

gördüm.

bazen yastığa bam diye düştüğümü hissederek uyanıyorum. koşuyor, koşuyorken birden sert bir zemine çakılır gibi. ama bazen de hiç koşamıyorum. istiyorum. çok istiyorum. ben istedikçe daha da yavaşlıyor ayaklarım. ağırlaşıyorlar. birinden kaçıyorum sanki. ölesiye kaçmak, kurtulmak istiyorum. bazen beni yakalayamadan uyanıyorum. bazen de yakaladığı an.
şuana kadar rüyamda yediğim tek şey peynir helvasıydı.
geçen gece o'nu gördüm. sadece bir gülümsemeyle duruyordu karşımda. gözleri yine küçücük yine sıcacıktı. gülümseyince küçülüyordu gözleri. mavi bir tişört vardı üzerinde. benim üzerimde de beyaz bir elbise. ayaklarım ise çıplaktı. ellerine baktım. o kadar güzellerdi ki. ellerine koşmak istedim. hiç yaklaşamayacağımı biliyordum oysa. çünkü ne zaman koşmak istesem koşamazdım. hiç becerememiştim ki koşmayı. pes ettim ben de. oturdum öylece yere. ellerimle örttüm yüzümü ve ağlamaya başladım. parmaklarımın arasından bakmak isterken biri başımı okşayıverdi. başımı kaldırıp bakmak istedim. ve sonra uyandım.

- tekrar huzur istiyorum.

20110612

pudra şekeri.

Ne kadar uzun zaman olmuş o'nun hakkında yazmayalı. o'nu aklımdan geçirmeyeli.. tam da gerçekten o yok mu, bütün hislerim bir hayal miydi derken olan oldu. 

o'nu gördüm.
yemin ederim o'nu gördüm.

kıvırcık saçlı ve sıcak tenliydi. gülünce gözleri küçülüyordu. hep mutluydu. gamzelerinin benimkilerle aynı yerde olacağını tahmin edememiştim oysa ki. o'nu görünce, mideme sanki kelebekler doluştu, hepsi teker teker uçuşmaya başladılar. onlar uçuştukça, o gülümsedi.. sıcacıktı. içimi sıcacık yaptı. ama o bir sachiko'ya ait mi bilmiyorum. o dünyanın en güzel gülünceküçülen gözleri bir başkasına. mavi mi, yeşil miydi, kahve mi. emin olamadım. ama bir başkasına bakıyorlar gibiydi.

kendimi çok çaresiz hissediyorum. biraz da aptal.

20110530

zamantaşı.

" insan..
ilk önce kendisinden başka hiç kimseye güvenemeyeceğini, yalnız olduğunu.. sonsuz sorumlulukların ortasında dünyada tek başına kaldığını, kendi koyduğu amaçlar dışında hiçbir amacı olamayacağını,bu dünyada kendisinin biçimlendireceği kaderden başka kaderi olamayacağını anlamadıkça.. hiçbir şey isteme arzusunda değildir."   
Jean Paul Sartre

bunu farkettiğim zaman her şey için çok geç olduğunu düşündüm. ne yaparsam yapayım hiçbir şey düzelmeyecekti. bitmişti. bütün hayatım, geleceğim, geçmişim. yaptığım yapmadığım her şey bir hiç olmuştu. 
kendimi birden toparladığım iyi olmuş. şimdi dönüp baktığımda yaklaşık bir senede nelerin üstesinden gelebildiğime.. şaşırmıyorum. kendimi hiç bu kadar güçlü hissetmemiştim. ama korkuyorum da bir yandan. yalnız olma gerçeği çok ürkütücü. bu hayatta sırtımı kimseye dayayamayacağımı bilmek beni ürkütüyor. çünkü birinin kanatlarının altına girip hiçbir şey yapmadan sadece ona dayanmak düşüncesi bana çok ama çok cazip geliyor, çünkü kolay. ve sıcak.. ama bu sadece düşünce olarak kalacak benim için. çünkü kendime sürekli ve sürekli tekrarladığım tek şey bu hayatta kendimden başka kimsemin olmadığı. aile, dost yada sevgili meselesi değil. tabiki çok sevdiğim ve güvendiğim birçoğu var. ama dünyanın en yüz kızartıcı şeyini yapsam kimin elimi bırakmayacağını nereden bilebilirim?

hayat beni sınarken ben de kendimi yoğuruyorum.

20110422

enna

when i sleep before lunch,
there are times when i wake up
and
the sun is setting.
it makes me think that i
fail as a human being.

20110414

donbahar.

"..and if a ten-ton-truck
kills the both of us,
to die by your side
is such a heavenly way to die.."

-the smiths

hu yu ar?
donno.
 düzsaçbeyazten'in hakettiği liriks.

20110406

^^

Şu an ben çok.. mutluyum.

20110313

karekano

Konu o değil aslında. mesela ortalıkta kimse yokken avazım çıktığı kadar "bir şeyler" söylemek beni çok rahatlatıyor. bazen zeki müren, bazen rough endoplasmic retikulum un özellikleri, bazen bir parça jane eyre diyalogu. yaz mevsimini hep sevmek istedim. gerçekten denedim. kumsalda otururken uzanıp güneşin kemiklerime ilişmesine izin vermeye çalıştım. ama sevmiyorum işte. nalet. alt komşu sadece şarkı söylemek için banyoya girdiğimi sanıyor.

20110307

reine émilie

Bir şeyi çok merak ediyorum. herkes gerçekten göründüğü kadar umarsız ve huzurlu mu? en azından mutlu mu? mutlu musun sen.

Çok uzak da değil o günler hani. sorumluluk aşağı \ sorumluluk yukarı /. hissetmiyor(d)u sorumluluk. yanlıştı çok yanlış. umarluluk. umarsuzluk. sorumsuzluk.
Şimdi boyunun ölçüsünü tattırıyor ona sorumluluk duygusu. al sana diyor al sana. sanki suratının üstünde bir fil oturuyor. çok değil, henüz bir ay önce tattığı zaferin onu nihai huzura kavuşturacağına inanıyor, o günü aç bir koala misali bekliyordu. ee. hani. zafer duygusu birmilisaniye sürdü. fil ise resmen iyice yerleşti yerine. çok da memnun görünüyor. en azından biri memnun. bu sorumluluk duygusu onu öyle bir çarptı ki, düz saçlı beyaz tenli ıslak kirpikler, yarınki inanılmazcasınaşaşkınlıkverircesine tipide yanından geçerken ona 3 saniye kırpışsalar farkedemez. 

20101212

kapupakap

Gün geliyor bıkıyorum senden, ama bu çikolatadan bıkmama benziyor. uyuşuk hallerini örtüyor mizacın. dışarıda çok hoş kar var. bana o'nun beyaz tenini hatırlatıyor. bense dışarı çıkıp yumulamıyorum. pis insanlar bitiriyolar karı. yiyolar karı. eriyo kar. kar kar kar. bugün istediğim hiçbir şey olmadı.
.

20101211

bir "y" eksik

Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
...
Bir söz verdim. kime verdiğimin bir önemi yok. o sarı karanlık, yüzüme neredeyse her vuruşunda hatırlatıyor bana bunu. binlerce insana umut veren, bana bambaşka bir şeyi hatırlatıyorken, rahat bir uyku uyuyamıyorum haftalardır. neyse ki kendimi toparlamak sandığımdan uzun sürmüyor. göründüğümden daha güçlü olduğumdan olsa gerek.
Ama arada yoruluyorum işte. minyon gücüm tükeniyor. işte o an çevremde bulunmasın istiyorum kimileri. gözlerinde aç bir parlaklık, ne zaman tökezler beklentisiyle. çevremde pis bir sis. bundan yüz yıl sonra ne sen kalacaksın, ne ben, ne de şu köşe başında havlayan köpek. bunun bilincinde olmayanlarla aynı ortama hapsolmuşum.
...
Yoksa, birbirimizin her yönden çağdaşıyız.
... 
Minik bir kız çocuğu; beyaz, çiçekli, kabarık eteğinin çevresinde dönerek dans ediyor. porselen teniyle tezat oluşturan siyah saçları havalanmış. hafif kahkahası sanki hipnoz eder gibi. sis, yakınlarda mırıldanan bir şarkı. tüyler ürpertiyor. minik bir kız çocuğu kesiyor dansını birden. o çevresine dikkatlice bakarken, benim hipnozum da çözülüyor. oncasının gözü kararmış. gerçeklik kavramını yitirmiş her bir "şey". tanımlayamadığım..
...
Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey.
.

20101117

maslet

Bu gece öylesine büyüledim ki herkesi.. Tüm salon ayakta alkışladı beni. Çiçekler havalarda uçuşurken, hepsi sahneyi hedefliyordu. Bitiş solomla büyülediğim onlarca keyifli yüzün hedefi bendim. Kalbim öylesine atarken, karşımdaki kalabalığın coşkusuna öylesine kapılmışken, bu anları yaşayabilmemin tek nedeni olanı duyamaz, hatta aklımın ucundan bile geçiremez olmuştum. Uçar adımlarla odama dönerken hala da aynı duyguların esiriydim. Halbuki bugün geldiğinde ilk o düşecekti aklıma. Alkışları bastıran sesiyle büyülenecektim tekrar, tekrar.  Odama döner dönmez çiçeklerle kaplı buldum her bir köşesini. Madamla biraz çene çaldıktan sonra makyajımı silmek için masa başına geçtim. Aynada kendi çehremi izlerken, işte o an düşüverdi aklıma. Sesleniyordu bana. O harikulade ses, beynimin her hücresine işliyordu adeta. Sıradan ismim, dudaklarında bir melodiye dönüşüvermişti yine.
Senelerce ete kemiğe bürüdüğüm sesi hayallerimden çıkarıp karşıma mı almıştım birdenbire? Boy aynasının ötesinden tek elini bana uzatmışken, dudaklarını görebilmek istiyordum. Ah, evet, gerçekten de "ses"le bir hareket ediyordu dudakları. Neredeyse yüzünün yarısını örten maskeyle öylece bekliyordu karşımda. Eğer o eli tutarsam, beni sadece kendine isteyeceğini biliyordum.
Elimi uzatır uzatmaz hemen kavrayıverdi ve beni kendine doğru çekti. Aynanın içinden geçerken arkamızda kalanları zerrece umursamıyordum. Mum ışığıyla aydınlatılmış taş geçitlerden geçerken iki adımda bir dönüp gözlerime bakıyordu. Gözleri öylesine samimi.. Ama çok daha farklı şeyler vardı o gözlerde. Sesi yakından çok daha muhteşemdi. Kulaklarımdan kadife kadar yumuşak bir esintinin gelip geçtiğini hissediyordum. Beni gizli sığınağına bir kayıkla geçirirken, daha önceleri hayal ettiğim kadar sabırsızlık duymuyordum. Ama bunca yıl biriktirdiğim merakla son noktasına kadar dolup taşmıştım. Sahnedeki bencil halimi hatırladıkça yanaklarım al al oluyordu. Öte yandan ellerime dokunan elini hissetmek tarif edilemez bir duyguydu. Bunca yol boyunca dudakları hiç kapanmadı, o muhteşem şarkısı hiç bitmedi. Arada ben de kendimi tutamayıp ona eşlik ediyordum.
Mumlarla daha sık aydınlatılmış sığınağına varınca, beni kayıktan tek bir hamlede indirdi. Şarkısı devam ederken gözlerimin içine bakıyor ve beni büyülüyordu. O söylerken bir hipnoz eşliğinde dudaklarının hiç kapanmamasını diliyordum. Ama her güzel şey gibi bitiverdi şarkısı. Halbuki sözler her şeyin yeni başladığını söylüyordu. Büyü bir bakıma kalktığında aramıza giren beyaz maskeye takıldı gözlerim. Bunca hayal ettiğim erkeği ne de örtüyordu öyle.. O fikrimden habersiz gözlerime dalmışken, ellerim kavrayıverdi aramızdaki beyaz duvarı. Beklenmedik feryadı tüm opera binasında yankılandı.



20101114

şintoy.

Elmalı turta. En sevdiğim. Ama tadını alamıyordum. Karşımda en samimi gülüşüyle bana bakarken kendi turtasına bir güzel yumuluyor. Düşüncelerimi toplamaya çalışıyorum.

Gece. Havada asılı kalmış yalnızlık. başım gökyüzüne uzanmışken elimi buluyor eli. seninkiler kadar sıcak değil elleri. şehrin kirli havası örtmüş yıldızları. boğazımda kötü bir tat. pişmanlığın tadı. ona dönünce gözlerindeki yıldızlarla karşılaşıyorum. suçluluk ve huzur duygusu bir arada barınır mı? ben dudağımı ısırırken eliyle çocuk parkını işaret ediyor. "Gel hadi.." o elimi çekiştirirken, itiraz etmiyorum. dolup taşan heyecanına kapıldığımı sanıyorum bir an. salıncağın yanında duruveriyoruz.

O hala elmalı turtasını yerken birden bire çıkıveriyor sözler ağzımdan.

Başka bir gece. boydan boya kahve ve yeşil tonlarda döşeli, loş bir odadayız. pencerenin önündeki kahve kanepenin iki ucuna tünemişiz. ben yağmuru izlerken, o beni izliyor. dağınık toplu saçlarımda geziniyor gözleri. komik bir şey söylüyor. gamzelerimde geziniyor gözleri. sonra ben yağmura dalıyorum tekrar. hüzünlü gözlerime dikiyor gözlerini. gözgöze gelince okuyabilse keşke gözlerimi. gözleri seninkiler kadar işlemiyor içime.

Turtasını unutmuş bana bakıyor. ben arkamı dönüp giderken, yaptığımdan ötürü alacağım cezayla seni bile göremeyebileceğimden korkuyorum. sen kim bilmiyorum.

Dört sene mutlu ettim onu, o kadar.

düz saçlı, beyaz tenli değildi. elleri soğuk muydu. gözleri gülünce küçülmüyor, uzun kirpikleri ıslanmıyor muydu..

çünkü o sen değildi. sen kim bilmiyorum.

20101113

sreters

Kovanımın kraliçe arısı bugün bana darbe gibi bir söz indirdi. öyle söz ki, kulaklarımdan girip vücudumun her bir hücresine yayıldı, titretti, kısa süreli bir kalp spazmına vesile oldu. lafı uzatmadan söylemek gerekirse söyleyemem. ulu. orta.

Önümde dokuzgünlüktatil ve dörtsınav var. bunun yanında üçödevim ve birraporum var yazmam gereken. ben ne yapıyorum? burada bunları geveleyerek zaman intiharı yapıyorum. ne de olsa benim zamanım?

Bu arada spazm sözlerine gelecek olursak, melankolik halimde çok da harika etkiler yaratmadı. düzsaçlarsütlaçten tamamen bir peter pan misali imiş iken ve benim şu john steinbeck hallerinden bir şekilde kurtulmam gerekir iken, hala büyüyememiş iken, sürekli mutlu haller takınmak alışkanlığından vazgeçmeli iken, romanlar yerine ders kitaplarına gömülmeli iken.. of. zor zamanlar.

İçimi gerçekten göremediğin sürece, sahte gülümsemelerime maruz kalacaksın.

20101112

doray

Dışarıda kar var. lapa papa. ben elimde kahve, üzerimde uzun, gri, örgü hırkam, pencerenin kenarına tüneyip sokakları izlemek yerine; birden basan sıcağın etkisiyle, mutfağa doğru limonata yapmaya yollanıyorum. pijamamın uzun paçalarını sürüyerek yürürken ayağım ayakkabılığın yanında duran şemsiyeye takılıyor. merakla onun orada ne aradığına bakıyorum. çünkü ben şemsiye kullanmam. uzamış kahküllerim gözümün içine girme teşebbüsündeler. mutfak soğuk. mutlu güneş yüzlü bardağımı bulamıyorum. ah, işte yine makinede. tabi ya. diğer bardaklar aynı yüze sahip değilseler bile, pozitif enerjilerini hissetmemek mümkün mü. limonatadan vazgeçiyorum çünkü sıcağın nedenini kavramış bulunmaktayım. sanırım yine yatağıma sığınıp mp3 üme gömülüceğim. artık "jane eyre" in tatlı cümlelerini okumaktan aynı zevki alamaz oldum. tüm kitabı neredeyse ezberlediğimdendir belki de mesele. sanırım şu sıralar onun kadar etki yaratacak bir kitap buldum ve yine sanırım bu kitap beni çok daha farklı bir yöne sürükleyecek ve tabi - hayır cümlem bitmedi- tamam, her neyse.

aslında biraz ders çalışsam hiç fena olmayacak.

20101110

süten

Hep o çok hoşuma giden ama daha önce duymadığım şarkılara denk gelince düşüyorsun aklıma. çok seveceğini bildiğim halde, uzatıp kulaklığı paylaşamıyorum seninle. sen o beceriksizce sıcak ellerini, kulaklarına götürüp dinleyince gülümseyemiyorsun yüzüme. Sıcak gözlerin küçülürken, dudaklarını büzemiyorsun muzırca. sonra birlikte dakikalarcasessiz oturamıyoruz orada. şarkı bittiğinde ifadesiz yüzlerle bakamıyoruz birbirimize. oysa ben o an elimi saçlarına uzatmak istiyorum. sonra rüzgar esiyor bir yerlerden. saçların hareketlenirken daha esiyor. daha da.. daha.. da.. gittikçe küçülürken göz bebeklerin, sen büyüyorsun.
işte o an radyonun cızırtısıyla kendime geliyorum.
aramızda onca mesafe varken, bir tek senin varlığını hissediyorum. 
sen kim bilmiyorum.